Mustafa Koç: “Toplumdaki zabıta algısını değiştiriyoruz”

Ankara Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanı Mustafa Koç, hesaba çeken değil yol gösteren, ceza peşinde koşan değil yardım eden, kayıran değil eşit ve adil davranan bir zabıta anlayışını yerleştirmek istediklerini söyledi. Koç, “Televizyon dizilerinde anlamını bulan ‘Zabıta İrfan’ algısını yok etmek istiyoruz. Bunda da çok önemli mesafe aldık” dedi.
Büşra Bayrak
|
17 Kasım 2020, Salı - 19:02
Mustafa Koç: “Toplumdaki zabıta algısını değiştiriyoruz”

Mustafa Koç, Ankara Masası’ndan Gökhan Gökyıldırım’ın sorularını canlı yayında cevapladı.

Koç şunları söyledi:

“Toplumdaki zabıta algısını değiştirmek istiyoruz”

“Toplumdaki zabıta algısını değiştirmek üzerine kurulu bir anlayışımız var. Bu algı aslında işin tarihsel kökeninden geliyor. Çünkü zabıtalık muhtesip'likten geliyor. Tarihin en eski devirlerinden beri vergi, güvenlik ve denetim konuları hep devletlerin toplumu kontrol denetim altında tutabilmek için kullandıkları aparatlar olmuş, muhtesip hesaba çeken, sorguya çeken anlamına geliyor. Yani zabıta muhatap olduğu esnafı sorguya çeken, denetleyen hesaba çeken gibi bir algıyla hareket ettiği için aslında bu olgu oluşmuş.”

“ Mansur Yavaş Belediyeciliği yapmaya çalışıyoruz”

“İşin ikinci boyutu da zabıtalar seçimle iş başına gelen belediye başkanlarının memurlarıdır, zabıtanın hizmet anlayışına, belediye başkanının belediyeciliğe bakışı çok etki eder. Eğer belediye başkanı, popülizm yaparsa zabıta başka türlü davranır. Eğer belediye başkanı sert giderse işin üzerine zabıta başka türlü davranır. Ama belediye başkanı insanı önceleyen, topluma hizmeti birinci aşamada tutan bir belediye başkanı ise çok daha farklı bir boyut ortaya çıkar. Ben, Mansur Yavaş Belediyeciliği diye anlatıyorum yapmaya çalıştığımız belediyeciliği, biz zabıtayı Muhtesip’likten yani İhtisap Müessesesinden sorguya çeken, hesaba çekenden alıp Ankara'nın kültüründe çok haklı bir yeri olan bir Ahi kültürü var. Esnafın kendi kendini denetlemesi üzerine kurulu bir mekanizma. Biz zabıtayı bir ahi teşkilatı gibi çalıştırmaya çalışıyoruz ve biz bir taraftan insanı toplumun sağlığını öncelerken bir taraftan da esnafın kazancına bereket katmayı esnafa yol göstermeyi hesaba çekmek değil, yol göstermek, sorguya çekmek değil, öğretmek, eğitmek olarak algılıyoruz ve bunda da önemli bir mesafe kat ettiğimizi düşünüyorum.”

“Zabıta irfan algısını yok etmek istiyoruz”

“Bizim derdimiz işte seyyar satıcı peşinde koşan, İşte Belediye kararlarının uygulanmasında bir zabıta gücü olarak ön planda olan bir zabıtadan ziyade, tümüyle vatandaşla kurduğu güçlü bağlarla hukuktan, adaletten taviz vermeden, kimseyi ayırmadan, kayırmadan ya kimseye ya herkese prensibiyle hareket etmeyi şiar edinmiş bir zabıta anlayışı ortaya koymaya. Dolayısıyla da çeşitli televizyon dizilerinde anlamını bulan, biraz önce sorduğunuz zabıta irfan algısını yok etmek istiyoruz. Bunda da çok önemli mesafe aldık. Bunun Ankaralılar da farkında. Ben Ankaralıyım. Dolayısıyla hoşumuza gitmeyen şeyleri bize söyleyecek çevremiz de var. Onlardan olumlu, olumsuz bütün algıları geri dönüşleri alıyoruz. Başkanımızın da halkla güçlü bağları var. Ona da olumlu olumsuz birçok konu bize iletiliyor, kendisine iletiliyor. O da bunları bize emir olarak, talimat olarak yöneltiyor.”

“Atığı katık yapan Mehmet amcamızla abi kardeş bağı kurduk”

“Biz çok farklı bir anlayışla ortaya çıktık. Bunun altını somut uygulamalarla da şimdi size dolduracağım. Mesela kağıt toplayıcılarının başının belası zabıtadır. Çünkü sağlıksız koşullarda çok da hukuka uygun olmayan bir iş yapıyor bu insanlar ekmek parası kazanacağız diye. Hatta onların bir dernek başkanı var. 75 yaşında Mehmet amcamız Antepli atığı katık ettik der onun böyle güzel de bir sözü var. Bunlar atığı katık eden insanlardı. Fakat salgın süreci başlayınca mesela martta bulaşmayı en çok arttıran unsurlardan biriydi bunlar. Dün onların peşinde koşan, onlara göz açtırmayan zabıta, O gün onları Ankara'da 7 ayrı bölgede topladık ve bunlara üç buçuk ay boyunca sabah akşam sıcak yemek servisini bizzat üniformalı bizim arkadaşlarımız götürdüler, yaptılar. Nakit desteği sağladık. Öyle güçlü bir abi kardeş bağı kurduk ki bunlarla bugün hala onun semeresini yiyebiliyoruz.”

“Salgın sürecinde esnafımıza çok farklı boyutlarda destek verdik”

“Yine esnafın çeşitli boyutlarıyla denetimini yapan, ruhsatını veren birimlerin başındaki bir insan olarak salgın sürecinde onlara da çok farklı boyutlarda destek verdik. Yani giden, denetleyen, açığını bulan, işte tutanak tanzim eden ceza yazan, ruhsatını iptal eden, kapatan zabıtadan önünü açan, yardımcı olan eksiğini gediğini ortak akılla çözüm bulup bir çareye kavuşturan zabıta boyutuna taşıdığımızı düşünüyorum.”

“Görüntü kirliliğine yol açan totemleri kaldırıyoruz”

“Şimdi, bizim insanımızda işi hukuk, prosedüre uygun yapmak yerine çeşitli yöntemler ile tabiri caizse adamını bularak bir çare üretme algısı var. Siyaseti çığırından çıkaran biraz da bu. Dolayısıyla Zabıta Daire Başkanının onun emrindeki memurların hukuk çizgisinde hareket edebilmesi için başındaki belediye başkanının ona ikide bir müdahale etmemesi lazım. Benim başkanım böyle bir başkan değil. Ben bu görevi başka biriyle mesela hayatta yapamam, çok açık söylüyorum. Çünkü benim başkanım bana dedi ki sen hukuk dışına çıkacak bir iş yapmayacaksın yapmazsın ben de ne kendim karışırım, ne kimseyi karıştırırım dedi. Mesela biz totemleri temizliyoruz Ankara’da. Yani Cumhuriyetin yüzüncü yılında bütün bulvarlarımız birbirinin önünü kapatan benimki daha yüksek olsun benimki daha büyük olsun benimkinin üzerinden bir de ışıklar sarksın, korkunç bir görüntü kirliliği var. Bu insanlar bunlara 20, 30, 40, 50.000 lira para harcayarak yapmışlar oraya. Çoğu, bunları kaldırımlara yeşil alanlara dikmiş. Büyük iş yerlerinin güçlü totemle bilim, otomobil firmaları, büyük fabrikalar şunlar bunlar. Bunlar Belediyemizin ticari tanıtım tabela yönetmeliğine aykırı uygulamalar, hukuka da uygun değil. İşte vergisini ödeyerek ecrimisilini ödeyerek bir şekilde bugüne kadar varlığını korumuşlar. Biz bunları kaldırıyoruz ve biz bunlara dokundukça bu insanlar ya bana geliyorlar ya başkanımıza gidiyorlar. Bir tane istisna, bir tane delik açmadık. Bu tamamen Mansur Yavaş'ın benim yürüttüğüm hizmete yaptığı pozitif katkıdır.”

“Akçeli işe bulaşanın, gözünün yaşına bakmıyoruz”

“İlk gün bütün arkadaşlarıma tek tek bunu tebliğ ettim. Akçeli işe bulaşanın, gözünün yaşına bakmayız dedik. Ciddi de bir mekanizma oluşturdum, takip etmeye çalışıyorum. Geçende böyle bir konu intikal etti. Hemen Mali Şube'yle koordine ettim. Kameraların önünde canlı yayında suçüstü yaptık. Tutuklandılar attık içeriye. Elbette zaman alacak. Çünkü 30 yıldır 20 yıldır 25 yıldır orada çalışan personel var. Güzel Türkçemizde güzel bir laf var. At sahibine göre kişner diye. Biz Mansur Yavaş Başkanımızın önderliğinde başka bir belediyeciliği Ankara'da egemen kılmaya çalışıyoruz. Belki birilerini incitiyoruz üzüyoruz ama 6 milyon Ankaralının da takdirini topladığımızı düşünüyorum.”

“Seyyar satıcılarımıza bulvarda değil ara sokaklarda çalışın diyoruz”

“Bir kaç kilo muz almış Sıhhiye köprüsünün altında satıp evine ekmek götürme derdinde olan adam gözüyle bakmıyoruz. O muzu yine saklıyoruz. Memleketin gerçeği var, işsizlik var, ekonomik sıkıntılar var. Diyorum ki onlara seyyar diyorum. Adı üzerinde mobil demek

seyyar gezgin demek böyle köprünün altında metro durağının merdivenin başında beklerseniz seyyar olmaz. Git diyorum Dikmen'de, Etlik’te, Keçiören'de ara sokaklarda bir seyyar arabayla seslen, simit sat. Hacı teyze açsın pencereyi iki simit istesin. Hacı Amcayla yesin. Buna mani değilim ben ama bulvarın üzerinde bunu yapmayacaksınız diyoruz, benim odamdan ikna olmayıp da çıkan bir kişi olmadı.”

“Bak ben geri dönecek adam değilim”

“Salgın'ın en civcivli zamanında Belediyemizin Kent Estetiği, Sağlık İşleri, Zabıta ve Destek Hizmetlerinden 4 daireden bir ortak görev ekibi oluşturduk. 16, 17 araçla taşradaki ilçelerimize hizmet götürüyoruz. Sokakları, caddeleri dezenfekte ediyoruz. Seyyar ekiplerimiz hastaneyi, jandarmayı, polisi, okulları, kaymakamlığı adliyeyi dezenfekte ediyorlar, maske dağıtıyoruz. Bazılarına Ben bizzat kendim gidiyorum. Bazılarına ilgili müdürlerimi gönderiyorum. Pazar yerinde esnafa maske dağıtıyoruz. İşte kontrol ediyoruz. Gölbaşı kendi ilçem Oraya kendim de gideyim dedim. Pazar yerine geldik önümüzde 4-5 tane zabıta memuru çıktı. Gölbaşı zabıtasından dedi ki: Sizi pazara sokmayız. Şimdi geri dönüp gitsem olmayacak, çocukları kırsam olmayacak eğildim birinin kulağına dedim ki: Bak ben geri dönecek adam değilim. Şuradan geçeyim gideyim, sen de engellemeye çalışıyormuş gibi yap geçerim dedim. Öyle yaptık, geçtik bir problem olmadı işte diyorum ya belediye başkanları siyaset katmazlarsa zabıta görevini düzgün yapar.”

“Ankara’nın koronavirüs haritası”

“Şimdiye kadar 6 arkadaşımız hepi topu atlattı. 8 arkadaşımızın da 4’ü pozitif. Şu anda 4’ü de onların filyasyondan ayrıldı. Korunmanın bir bilinç işi olduğunu düşünüyorum. Bütün çalışmalarımızı bu merkezli yürütüyoruz. İnsanımıza halkımıza ne çok telaşa kapılmaya, ürkmeye korkmaya ne de Türkiye'nin dünyanın gündeminde böyle bir şey yokmuş gibi bir rehavete kapılmaya tevessül etmemelerini tavsiye ediyoruz. Bunu nasıl bulaşacağı üç aşağı beş yukarı belli. Yani bu daha çok burun göz bir miktarda ağız yoluyla bulaşıyor. Burnunuzu gözünüzü ağzınızı koruyacaksınız. Bunu da işte maskeyle mesafeyle ve kişisel temizlikle sağa sola dokunduğunuz elinizle ağzınıza gözünüze, burnunuza dokunmazsanız bunun bulaşmayacağı belli. Kalabalıklardan kaçınmak. Bu maske mesafe temizlikten daha önemli adeta. Yani siz çift maske de taksanız daracık bir yerde 150 kişinin katıldığı bir cenaze töreni veya düğün törenine katılıyor ve orada bir iki saat kalıyorsanız aldığınız doz da önemli çünkü. Elbette bağışıklıkla falan bu çok ilgili ama kiminin ayakta atlatması, kiminin işte solunum cihazına kadar kötüye gitmesi, hatta kiminin hayatını Kaybetmesinin bana göre sebebi; alınan dozla ilgili ne kadar uzun süre virüse maruz kalırsa bağışıklıkla da mutlaka ilgilidir ama az alanlar ayakta atlatabiliyor daha çok alanlar işte hastane süreçleri yaşıyor. Belki de işi daha kötüye gidiyor. Onun için Ankara'nın Koronavirüs haritasına baktığınızda da eğitim seviyesinin yüksek olduğu yerlerde daha çok yeşil, mavi, düşük olduğu yerlerde daha çok kırmızı görüyorsunuz. Bu gerçekten bilinçle ilgili bir şey. Tedbir de bir bilinç işi.”

“Koronavirüs düzenlemesi yapmayan işyerine girmeyin”

“Ben vatandaşlara diyorum ki sen vatandaşsın para senin cebinde orada hesabı sen ödeyeceksin girdiğin yerde devletin öngördüğü belediyenin öngördüğü hükümetin genelgelerinin öngördüğü düzenlemeler yapılmamışsa sosyal mesafe uyarıları, masa sandalye düzenleme girme oraya diyorum. O Esnafa verilecek en büyük ceza o.”

“220 gecekonduyu vatandaşın alkışları arasında yıktık”

“24 ağustostan beri kapsamlı bir çalışma yürütüyoruz. Kent estetiği, Fen işleri, özel projeler, zabıta dairesi beraber. Bir de biz bunu da bizim belediyemizde iyi kotarıyoruz. Yani birkaç daire bir araya gelip birini koordinatör yapıp, alıp götürebiliyoruz. Bunun koordinasyonunu biz üstlendik Zabıta olarak. 38 bölge tespit ettik. Ankara'da kentsel dönüşüm alanlarındaki virane gecekondu yıkıntı bölgeleri. Buralar evsizlerin. Çeşitli suç örgütlerinin işte kağıt toplayıcılarının mesken tuttuğu, uyuşturucunun, fuhuşun, hırsızlığın kol gezdiği yerlerdi. 3200 kamyon hafriyat taşıdık oradan 2-2,5 ay içinde. Şimdi Dikmen deresinde devam ediyoruz. Şirindere’de 220 gecekondu yıktık sadece ve bir polis müdürü orada görevli polis ekibini denetlemeye geldiğinde şaşırdı. Bana dedi ki çatıya çıkarlardı dedi. Üstüne benzin döken kepçenin önüne yatan siz dedi bunu güle oynaya bunu nasıl yapıyorsunuz? Bunun sırrı demin söylediğim gibi buranın yıkım kararı var. Kardeşim çık dışarı. Biz burayı yıkacağız asla yapmıyoruz. Biz önce onun derdine derman oluyoruz. Ona bir çare üretiyoruz. Gerekirse geçimini üstleniyoruz, yiyeceğini içeceğini üstleniyoruz. Belediyenin Şefkat Evi'nden barınma evinden yer gösteriyoruz. Daha ucuz semtlerden ev bulması için süre veriyoruz. Kendi imzasını alıyoruz, gidiyoruz güle oynaya yapıyoruz. 220 gecekondu yıkmak iki ayda kolay bir iş değil ve bunları biz vatandaşların alkışları arasında yaptık. Öyle de yapmaya devam ediyoruz.”

“Bir gecede otobüslere 700 bin maske koyduk”

“Bir gün saat 10'da hükumet toplu taşıma araçlarına Hıfzıssıhha kurulu maskesiz binilmeyeceğini duyurdu. Şimdi düşünün gece saat 10 evde televizyon seyrediyorsunuz yarın sabah işe gideceksiniz maske yok. O zaman maske satmak da yasak. Başkanımız talimat verdi dedi ki sabah 5’de bütün otobüslere dolmuşlara maske koyun. Belediyenin deposunda 500.000 maske çıktı. Ankara'daki bütün EGO otobüslerine, metro vagonlarına halk otobüslerine dolmuşlara koyabilmek için 200.000 eksiğimiz vardı. 200.000 maske bulmak gerekiyor ve gecenin saat 10 – 10.30’u. Bir tedarikçimizi aradık iki günde biri, 3 günde biri bilmem ne. Biri dedi ya benim aldığım adamın Gimat’ta Deposu var.  Adamı evinden alır, oraya götürürseniz verecek size dedi.  Gece adamı aldık oradan götürdük. Sabah 4’te 200.000 maskeyi otobüslere dağıttık. Bunu önemsiyorum çünkü bu bir pozitif reaksiyonun tezahürü diye düşünüyorum. “

https://www.ankaramasasi.com/haber/371677/mustafa-koc-toplumdaki-zabita-algisini-degistiriyoruz
İlginizi Çekebilir

Yorumlar (0)

Yorumunuz İletilmiştir.