Anadolu’nun manevi mimarları: Seyyid Hârun Velî Hazretleri

Müslümanların her yıl heyecanla beklediği Ramazan Ayı’nın yaklaşmasıyla birlikte, İslam alimlerinin hayatlarını Ankara Masası mercek altına alıyor. Yaklaşık 2 ay sürecek yazı dizisinin beşinci bölümünde Seyyid Hârun Velî Hazretleri'nin hayatı var.
Can Güvenir
|
10 Mart 2021, Çarşamba - 10:00
Anadolu’nun manevi mimarları: Seyyid Hârun Velî Hazretleri

Dua ordusunun komutanları, hayatlarını İslam dinini daha iyi anlatabilmek için adayanlar...

Onlar Allah dostları, gönül sultanları, Anadolu’nun manevi mimarları…

Söz sarrafı, gönül aynası Yûnus Emre Hazretleri'nin birbirinden değerli mısralarla anlattığı büyük gönül sultânı Ahi Evran Hazretleri'nden, ömrünü Hak ve ilim yoluna adayan Hacıveyiszâde Mustafa Efendi'ye; ilmi ve mâneviyâtıyla 18. yüzyıl tasavvuf ve kültür hayatını derinden etkilemiş Hazreti Pir Nûreddîn Cerrâhî'den, ezel dünyâsında verdiği söz üzere yaşayıp, ahde vefâsına tam bir sadâkatle, ebedî âlemin aşk-ı ateşiyle yanmış gönül sultânı Şeyh Vefâ Hazretleri'ne kadar İslam alimlerinin hayatları Ankara Masası okuyucusu ile buluşuyor.

Yaklaşık 2 ay boyunca sürecek yazı dizisinin beşinci bölümü sizlerle...

(SEYYİD HÂRUN VELÎ HAZRETLERİ)

Nice âşıklar gelmiş, niceler göçmüş,

Nice sır saklamış, nice sır açmış,

Nicesi bu yolda serinden geçmiş,

Ummâna dalan var, sen ne olacaksın?

Bazı âşık vardır sever savurur,

Mahbûbu aşkından dağlar devirir,

Altmış beş yaşında çalar çağırır,

Mesleki suzan var, sen ne olacaksın?

Ben değilim, Hak söyletir dilimi,

Bâde içtim kimse bilmez hâlimi,

Şu yalan dünyâdan çektim elimi,

Meftûnî nihan var, sen ne olacaksın? (Ruhsâtî)

Hak yolunda nice sırlar görüp de, dünya tâcını, tahtını terk eylemiş, ilâhî aşkın ateşinde ummâna dalıp, şu yalan dünyâdan el etek çekmiş bir gönül sultânıdır Seyyid Hârun Velî Hazretleri (k.s)…

Horasan sultânı iken, makâmını terk ederek, Anadolu topraklarına göç eden Seyyid Hârun Velî Hazretleri, 11 ve 12. yüzyılda Orta Asya topraklarında yaşayan ve günümüzde de derin izler bırakan değerli âlim ve velîlerden Hoca Ahmed Yesevî geleneğinden gelmektedir. Böylesine büyük bilginlerin yetiştiği Orta Asya 13. yüzyılda ilim ve medeniyetin beşiği konumundadır.

Ancak bu yüzyıl, Orta Asya için Moğol istîlâsının yıkımlarıyla doludur. O yıllarda bölgenin en önemli ilim ve kültür merkezlerinden biri de Horasan’dır. Lâkin Moğol tehdîdi acımasızca bölgeyi kasıp kavurmaktadır. Özellikle ilim ve kültür yuvalarını yakıp yıkan, mukaddes değerleri çiğneyen Moğollar, bölgede yaşayanlarında göç etmelerine sebep olur. Bu göçler sırasında Türkistan’da çok yaygın bir tasavvuf görüşünün pîri kabul edilen Ahmed Yesevî’nin yetiştirdiği âlimlerde, dervişleri ile Anadolu'ya göçer ve burada büyük bir saygıyla karşılanırlar. Zîra bu göçler aynı zamanda Anadolu’da ilim ve kültürün hızla gelişmesini sağlamaktadır.

Seyyid Hârun Velî Hazretleri'nin hayatı

Seyyid Hârun Velî Hazretleri, işte böyle bir dönemde Türkistan-Horasan bölgesinde dünyâya gelir. İmam Mûsa Kâzım’ın torunu Seyyid HârunVelî, hem sultan hem de âlim bir âilenin çocuğudur. Peygamber Efendimizin soyundan gelmesi hasebiyle isminin başında Seyyid lakabı bulunmaktadır.

Seyyid Hârun Velî Hazretleri hakkında bilgi veren tek eser Seyyid Hârun’un kardeşi Seyyid Bedreddin’in soyundan gelen Abdülkerim Bin Şeyh Mûsa’nın 1554’te yazdığı Makâlât-ı Seyyid Hârun adlı eserdir. Bu kaynağa göre Seyyid Hârun Velî’nin soyu baba tarafından İmam Kâzım’a, anne tarafından ise Veysel Karanî’ye dayanmaktadır.

Seyyid Hârun Velî Hazretlerinin hayâtı, Horasan’ı adâletle yönetirken Hakk’a yürüyen amcasından sonra yeniden şekillenir. Zîra sultanlık görevi kendisine verilir. Ne var ki, Seyyid Hârun'un ne emirlik ne de sultanlıkta gözü vardır. O ilâhî aşkın ateşiyle yanıp tutuşmaktadır. Ömrünü Allah ve Resûlü’nün yolunda hizmetle geçirmek isteyen Seyyid Hârun Velî Hazretleri, geçici olarak emirlik görevini üstlenir. Gönlünde, aldığı tasavvuf terbiyesi çerçevesinde bir yaşam vardır. Bu sebeple kısa bir süre sonra, halka sultanlıktan ferâgat ederek Anadolu’ya gitmek istediğini söyler. Horasanlılar Seyyid HârunVelî’yi bu kararından vazgeçirmek istese de, o, gönlünün bu gidişte olduğunu söyleyerek Horasanlılar’dan helallik ister.

Seyyid Hârun Velî Hazretleri'nin Anadolu yolculuğu

Seyyid Hârun Velî, malını mülkünü fakirlere dağıttıktan sonra kendisine katılmak isteyen yaklaşık kırk kişiyle Horasan’dan Rum diyârına yani Anadolu’ya doğru yola çıkar. Bu kırk kişilik kervanda kendisinden küçük, Seyyid Bedreddin ve Seyyid Mahmud isimli iki kardeşi de vardır. Kendisine gönülden bağlı olan Akça Baba, Haydar Baba, Nasipli Sultan, Gökdemir Baba, gibi değerli bilginlerde Anadolu göçüne eşlik eder.

Kâfile, önce Bağdat'a gelir. Bağdat birbirinden değerli bilginlere ev sâhipliği yapan, ilmin merkezi kabul edilen bir yerdir. İmam Câfer soyundan Şeyh Alaaddin Hazretleri tarafından ağırlanan Hârun Velî Hazretleri burada kırk gün kalır.

Bu kırk günlük süre içinde Şeyh Alaaddin ile istişâreler yapan Seyyid Hârun Velî, büyük âliminin duâsını da alarak tekrar Anadolu’ya yönelir. Kâfile uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından nihâyet Konya’ya ulaşır. Selçuklu’nun son devirlerine rastlayan bu yıllarda Konya birbirinden önemli bilginlerin yaşadığı bir yerdir. Horasan Belh şehrinden Anadolu’ya göçen ve Konya’da yerleşen Sultanü’l Ulemâ Bahaddin Veled ve oğlu Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri, Çarhnâme adlı manzum Türkçe tasavvuf eserin sâhibi, şâir ve mutasavvıf Hoca Ahmed Fakih gibi nice değerli isimler bu göçlerle Anadolu’ya ilim ve kültür getirir. Bu sebeple özellikle bu âlimlerden ilim tahsil etmek isteyenlerin rağbet ettiği bir şehirdir Konya…

Makâlât eserine göre burada da kırk gün kalan Hârun Velî Hazretlerinin biricik kardeşi Seyyid Bedreddin hastalanır.

Seyyid Hârun Velî Hazretleri Konya’da kısa bir süre Ahmed Fakih Hazretlerinin dervişleri tarafından edeple ağırlanır. Yakın zamanda Hakk’a yürümüş olan Ahmed Fakih’in sevenleri Seyyid Hârun’dan Konya’da kalarak kendilerine hocalık etmesini ister. Hocalarını yeni kaybetmiş bu gözü yaşlı dervişlere nasîhatlerde bulunan Seyyid Hârun Velî Hazretleri, henüz hicretinin tamamlanmadığını söyleyerek yeniden yola koyulur. Hâtunsaray köyüne geldiklerinde kardeşi Seyyid Bedreddin’in hastalığı şiddetlenir ve Hakk’a yürür. Kardeş acısını derinden yaşayan Seyyid Hârun, duâ ve gözyaşlarıyla canını buraya defneder. Bu kabrin bulunduğu yer, bugün “Körpe Seyyid” ismiyle meşhurdur. Cenâzenin ardından kervan tekrar yola çıkar.

Bu kez önce Konya’nın Çukurçimen-May köyüne gelen Hârun Velî Hazretleri ve berâberindekiler buraya bir tekke yapar. Burada da bir süre ikâmet ettikten sonra yeniden yola koyulup Seydişehir’in Karaviran kasabasına gelirler. Bir zaman sonra buradan da ayrılan kâfilenin öncü kuvvetlerinden Haydar Baba ve iki dervişi bölgeye yakın bir mevkide kurulan pusuya düşer ve iki derviş oracıkta şehit olur. Haydar Baba geriye dönüp durumu kâfileye bildirir.

Seyyid Hârun Velî Hazretleri'nden şehirleşme kararı

Bu hâdise karşısında büyük hüzne kapılan Seyyid Hârun Velî Hazretleri ve kervandakiler bu iki dervişi oraya defnederek yola devam ederler. Kâfile kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ eteğinde konaklar. Burası Küpeli Dağları’dır. Horasan gibi bir yeri idâre etmiş eski bir sultan olan Seyyid Hârun Velî Hazretleri buraya medrese ve câmi yaparak bir şehir kurmaya karar verir. Zîra şehirleşme o yıllarda kültürle bağıntılıdır. Medreseler her zaman, rağbet görmüş ve şehirler bu eğitim yuvaları sâyesinde şekil almıştır.

Seyyid Hârun Hazretlerinin dervişleri ve âilesi şehri kurmak için ilk adımı atar. O yıllarda Beyşehir bölgesinde Eşrefoğlu hüküm sürmektedir. 1302 yılında babası Seyfeddin Süleyman'ın yerine geçen Mübarüziddin Mehmed Bey, Eşrefoğlu Beyliği’nin başındadır. Seydişehir toprakları da kendisine bağlıdır.

Coğrâfî konumu da düşünerek şehri plânlayan Seyyid Hârun Velî Hazretleri önce etrâfı bir surla çevirmeye karar verir. O zamanlar şehirler ancak kalelerle korunur ve şehre giriş-çıkışlar ancak kale kapılarından yapılırdı. Bu düşünce ile Seyyid Hârun, şehre üç kapı yapmaya koyulur. Kapılar, kale bedenleri ve burçlarla birbirine bağlandıktan sonra sur içindeki yapılar kararlaştırılır, evlerin yerleri ayrılır. Seyyid Hârun Hazretleri önce bir câmi, medrese, hamam ve zâviye yapılmasını ister. Çevrede ne kadar mîmar, usta, dülger varsa herkes canla başla bu yapıların inşaatında görev alır. Yapıda kullanılan taşların çoğu Vervelid harâbesi ile öteki harâbelerden taşınır.

Eşrefoğlu:  Kim bu Sultanlıkta gözü olan? 

Bu hummâlı çalışma Eşrefoğlu’na, “Horasan’dan gelen biri şehir kuruyor” diye anlatılır. Eşrefoğlu’nun bölgeye giden tüm askerleri orada kalınca sultan celâllenerek “Kim bu Sultanlıkta gözü olan” diye yola çıkar, Eşrefoğlu Seydişehir de gördüğü manzara karşısında şaşkına döner. Bu değerli âlim ve velînin bilgisinden istifâde etmek ister. Şehrin kurulmasında vazîfe almayı talep eder. Böylesine büyük bir hizmetin topraklarına maddî-mânevî zenginlik katacağını düşünen Eşferoğlu, şâhitler huzûrunda burayı Seyyid Hârun Velî Hazretlerine vakfeder. Beyşehir’e dönen Eşrefoğlu, Seyyid Hârun'un yaptırdığı câmi, medrese, hamam gibi hayır işlerlerine zengin vakıflar bağlar. Vakfiyeyi Seyyid Hârun Hazretlerine gönderir. İnşaat hızla devam eder; câmi, medrese, zâviye tamamlanır.

Şehir kurulduktan sonra Seyyid Hârun Velî Hazretleri derviş yetiştirmeye hız verir. Gönül sultânı velînin şöhreti kısa sürede yayılır ve etraftan şehre göç başlar, şehir giderek büyür. Bu arada Seyyid HârunVelî, bazı dervişlerini de irşad vazîfesi için Anadolu’nun çeşitli şehirlerine gönderir.

Seyyid Hârun Velî Hazretleri'nin vasiyeti

Yaşı hayli ilerleyen Seyyid Hârun Velî Hazretleri, hastalanır. Vuslat vaktinin yaklaştığını hisseden Seyyid Hârun, âile efrâdını ve talebelerini toplar. Bugüne kadar Hak yolundan gayri bir temennisi olmadığını söyleyen Seyyid Hârun Velî, vasiyetini bildirir. Fakir ve fukarânın hakkının gözetilmesini, Kur’an ve sünnetten bir an olsun ayrılmamalarını ve ömürlerini Hakk’a hizmet yolunda sarf etmelerini vasiyet eder.

Seyyid Hârun Velî Hazretleri'nin ölümü

Tâcını, tahtını bırakarak kilometrelerce öteden Hakk’a hizmet için yola çıkan Seyyid Hârun Velî Hazretleri 3 Mayıs 1320 senesinde Hakk’a yürür. Dervişleri, âilesi ve Seydişehirliler gözyaşları içinde cenâzeye akın eder. Câmi bitişiğine defnedilen Seyyid Hârun Velî Hazretlerinin kabrine aynı yıl bir türbe yapılır. Hakk’a yürümesinin ardından hiç evlenmemiş olan kızı Halîfe Sultan, talebelerin sorumluluğunu üstlenir. Zîra babasından iyi bir tahsil ve terbiye alan Halîfe Sultan, Seydişehirliler tarafından velîkabul edilmiş bir kadındır. Halîfe Sultan’ın ardından da, Seyyid Hârun Velî Hazretlerinin yeğeni Mûsa Efendi talebe yetiştirmeye devam eder.

Seyyid Hârun Velî Hazretleri'nin türbesi

Konya Seydişehir ilçesi Pazaryeri’nde bulunan Seyyid Hârun Câmii ve Türbesi’nin, 1320 senesinden önce yapıldığı düşünülmektedir. Seyyid Hârun Câmii’nin kuzey cephesine bitişik olan üç kümbetten sağdaki ilk kümbet Seyyid Hârun Velî Hazretlerine âittir.

Sekiz asır önce, Horasan’da sultanlığı bırakıp, Hakk’a hizmet için yollara düşen Seyyid Hârun Velî Hazretleri, yetiştirdiği onlarca değerli talebe ve insanlığa hizmet için inşâ ettiği bir şehirle gönüllerin sultânı olmuştur. O, Hak’tan sadece sırât-ı müstakim istemiş, yaşamını da böyle sürdürmüştür. Adı, kurucusu olduğu Seydişehir’le bütünleşen Seyyid Hârun Velî Hazretleri, bugün de dünyânın dört bir yanından gelen Hak âşıkları tarafından ziyâret edilmektedir.

Bu vücûdun mülkü elden çıkmadan

Çarhı devran bu binâyı yıkmadan

Sûretle mânâ bir arada iken

İki âlemde fırsatın elde iken

Gel hubb-u dünyâyı gönlünden gider

Alasın can âleminden bir haber (İsmâil Hakkı Toprak)

Can âleminde Allah ve Muhammed aşk-ı ateşiyle yanmış, bu ateş ile gönül evinde can bulmuş, sûretten sirete Kur’an ve sünnetle mânâya ermiş bir gönül sultânıdır Seyyid Hârun Velî Hazretleri (k.s)…

Yazan: Nevin Şahin

https://www.ankaramasasi.com/haber/639776/anadolunun-manevi-mimarlari-seyyid-hrun-vel-hazretleri
İlginizi Çekebilir

Yorumlar (0)

Yorumunuz İletilmiştir.