Mücahit Yanılmaz'dan toplumsal barış çağrısı

Ak Parti Genel Merkez Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Mücahit Yanılmaz, Ramazan ayının 83 milyon için en güzel barış dönemi olduğunu söyledi. Yanılmaz "Toplumsal barışa götüren yol, karşılıklı birbirimizi sevmekten, birbirimize muhabbet duymaktan ve birbirimiz arasında varsa kırgınlıkları küskünlükleri gidermekten geçer" dedi.
Murat Saltan
|
03 Mayıs 2021, Pazartesi - 22:08
Mücahit Yanılmaz'dan toplumsal barış çağrısı

Ak Parti Genel Merkez Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Mücahit Yanılmaz, Ramazan maneviyatı ve topluma kattığı değerler hakkında Gökhan Gökyıldırım'ın sunduğu Ankara Masası özel yayınında konuştu.

Yanılmaz, Ramazan ayında toplumsal olarak barışmamız gerektiğini belirtirken "Milleti millet yapan unsur toplumsal barıştan geçer. Biz 83 milyon, hep birlikte nasıl 15 Temmuz gecesi ayağa kalktık, bu devleti, bu toprakları, bu yapıyı eşkıyalara, anarşistlere ülkeyi yok etmek isteyenlere teslim etmeyiz dedik. 83 milyon hepimiz ama aynı anda Edirne'de de Hakkâri de de Sinop’ta da Adana'da da Kars’ta da şurada da burada da bu gerçekleştirdik. İşte bu toplumsal barışa götüren yol, karşılıklı birbirimizi sevmekten, birbirimize muhabbet duymaktan ve birbirimiz arasında varsa kırgınlıkları küskünlükleri gidermekten geçer. Ramazan ayı da tam bunların doruk noktaya çıktığı bir dönem." dedi.

"Ramazan’da oruç tutan gösteriş için oruç tutamaz"

Ramazan'ın sahte ibadetlere kapalı bir dönem olduğunu vurgulayan Yanılmaz şunları söyledi;

Birbirimizden coğrafi mesafeler uzak olsa dahi iftara oturduğumuzda hepimiz aynı manevi duyguyu yaşıyoruz. Sahura kalktığımızda yine aynı manevi duyguyu yaşıyoruz. Bu açıdan İslam’ın her ibadetinin bir birleştiriciliği vardır, Ramazan’ın çok daha farklıdır. Niye farklıdır; Ramazan ibadetinin riyası yoktur. Yani namazı kılarken bir gösteriş yapayım işte annem görsün babam görsün veya dostlarım görsün ki ben namaz kılıyorum diyebilirsiniz. İçinizden bu geçebilir. Ancak Ramazan orucunu tutmanın böyle bir gösterişi yok. Hani ben size oruçluyum derim ama arkamı döndüğümde suyumu içebilirim, yemeğimi yiyebilirim. Onun için Allah-ü Teâla Ramazan orucunun sevabını ben vereceğim diyor, sonsuz bir şekilde vereceğim.

Çünkü Ramazan’da oruç tutan gösteriş için oruç tutamaz. İnandığından dolayı oruç tutar. Sofraya oturduğunda ne kadar acıkmış olursa olsun ezan okunmadan oradan bir lokma yemez ezanı bekler, vaktini bekler, saatini bekler. Sahura kalktığında hani yemekten sonra bir su içeyim deyip  bardağına suyu doldurup eline aldığında ezan okunduysa artık onu içmez.

Bu fiili eylemleri ortaya koyan tek bir şey var, Allah'a iman. Onun talimatlarına uymak zaten ibadette odur. Şimdi bizi zorlayan başka bir güç yok. Hani o suyu içsem ne olur, içmesem ne olur, kim etki edecek, kim niye içtin diyecek veya kim niye içmedin diyecek, zahiri bir güç yok. Ama inandığımız bir güç var o da rabbimizdir.

Allah-ü Teala bizi her yerde görüyor, her yerde işitiyor, yaptığımız her fiili eylemi biliyor. Dolayısıyla biz direk Allah'a karşı sorumluluğumuzun gereğini yerine getiriyoruz. Bakın ne muhteşem bir olaydır. Elinde bardağın içinde su varken ve iftara kadar da su içemeyeceğini bilmesine rağmen ezan okundu diye o bardağı ağzına götürmeyi bırakıp suyu içmemek. İman budur. Allah imanımızı kavi etsin.

"Ramazan ayı toplumu dengeliyor"

Ramazan'da zengin ile fakir arasında fark kalmadığını belirten Yanılmaz "Öyle bir ay geliyor ki, o ayda geçim sıkıntısı çeken de, sahurla iftar arasında aç kalıyor, en zengin olan da, sahurla iftar arasında aç kalıyor. İmkânları geniş ve imkânları dar olan da sahurla iftar arasında aç kalıyor. Yani hani öldüğünüz de kabre koyarken er kişi niyetine veya hatun kişi niyetine söylerler ya dünyadaki makamınız, mevkiiniz, saltanatınız, zenginliğiniz, paranız, pulunuz orada hiçbir anlam ifade etmez. Siz er kişisiniz, hesabınızı o şekilde vereceksiniz. Ramazan da esasında bütün şeyi dengeliyor, toplumu dengeliyor. Tok olanın aç olandan haberdar olması gerektiği bir manevi iklim oluşturuyor. Şimdi şöyle bir şeyi anlayabiliriz Yani zekât nedir? Zekât, Müslüman bir zengin insanın malvarlıklarının yüzde 2 buçuğunu fakire vermesi demektir. Bu topluma şunu getiriyor; Müslüman bir toplumda en zenginin 100.000 lirası varsa, en fakirinde 2.500 lirası var demektir. Yani en zenginle en fakir arasındaki oran yüzde 97,5 daha fazla değildir. Peki, niye bunu versin zengin, hani ben kazandım, çalıştım, aldım. Sonuçta bu para benim param diyebilir. Biz hepimiz dünyadaki elde ettiğimiz gelirlerin esasında vekâleten bir bekçisiyiz. Onların sahibi değiliz, sahibi Allah. Dolayısıyla Allah-u Teâla ben sana bu malı emaneten verdim, bunun bekçiliğini yap ancak bil ki bu verdiğim malın içinde yüzde 2 buçuğu da fakirin fukaranın hakkıdır." ifadelerini kullandı.

"Zekât müessesesi ile faiz müessesesi arasında çok önemli bir farklılık var" diyen Yanılmaz sözlerine şöyle devam etti;

 Zekât zenginden alır, fakire verir, faiz fakirden alır, zengine verir. Yani zekat biri toplumdaki geçim sıkıntısı çekenleri beslerken onlara yardımcı olurken faiz ise toplumdaki geçim sıkıntısı çekenlerin daha çok geçim sıkıntısı çekmesine vesile oluyor.

Sara Hatun Camisi'ndeki sadaka taşı

Yanılmaz, kültürün önemine dikkat çekerken "Elazığ Harput'ta Sara Hatun Camisi var. Sara Hatun Camisi'nde de sadaka taşı vardır. Sara Hatun Uzun Hasan’ın Annesi'dir. Uzun Hasan, meşhur Akkoyunlu hükümdarı. Uzun Hasan Harput'ta annesine Sara Hatun Camisini yaptırıyor. Hanımına da Despina Hatun Sarayı’nı yaptırıyor.  O zamanlar Uzun Hasan'ı biraz tenkit ediyorlar. Hanımına saray yaptırmış, annesi de cami yaptırıyor diye. Ancak o sarayın yerinde yeller esiyor şuanda. 1465 yılından itibaren Sara Hatun Cami ise ayakta, insanlar Müslümanlar gidiyor, namaz kılıyor ve ibadet ediyor ve de dua ediyorlar.Sara Hatun Camisi'nde sadaka taşı vardır, anlatılır: Bir gün bir geçim sıkıntısı çeken kardeşimiz gidiyor, sadaka taşından 6 kişilik fitre alıyor kendisi, hanımı ve 4 çocuğu için. Eve gidiyor bakıyor ki büyük oğlu Abdullah evde yok, hanımına soruyor Abdullah nerede diye. Hanımı diyor ki dayısı geldi götürdü onun bayramlık ihtiyaçlarını dayısı karşılayacak. O zaman diyor ki; Bu bir fitre fazla bize tekrar dönüyor gidiyor o sadaka taşına bir fitreyi geri bırakıyor. Derler ki bu sadaka taşının olduğu bütün yerlerde sadaka taşları asla boş kalmazmış. Hatta bazen bir kısmı diyelim gündüz para koyacak oraya öyle elini uzatırmış ki sanki oradan para alıyormuş gibi yapıp kendi sadakasını oraya bırakırmış. Bu bir kültür, bu kültür dededen oğula oğuldan toruna böyle geliyor." diye konuştu.

Küçük çocukla yaşadığı diyalog

Elazığ Belediye Başkanı olduğu dönemde yaşadığı bir olayı aktaran Yanılmaz "Mahallelere gezilere gittiğimizde çocuklara ya satranç takımı ya forma eşofman vs. hediye verirdik. Bir gün yine 5, 10 çocuk sıraya girmişler. Tek tek veriyorum, birine sıra geldi ona verecektim ‘Başkanım, ben dün almıştım diğer mahallede. Ben şimdi almayayım onu başkası alsın.’ Dedi. Bakın bu kültür müthiş bir toplumsal barış kültürüdür.  Ben bir taneye sahip oldum, 10 taneye daha sahip olayım, öteki sahip olmasın, kültürü değil, ben birine sahip olduysam, öteki de buna sahip olsun diyerek kendisini geri çekip alanı ona bırakmaktır. Aynen İstanbul'un fethinden önce Fatih Sultan Mehmet esnaflardan alışveriş yaparken birinden alıyor şunu da ver diyor ben diyor siftahımı yaptım, yan komşum siftah yapmadı gidin onu da ondan alın. Bu, toplumsal barışı getiren önemli bir unsur. İşte Ramazan ayının da en büyük özelliği bu toplumsal barışı getirmiş olmasıdır İnşallah." şeklinde konuştu.

"Yerel yönetimler çocuklar için bir telefon numarası versin"

Belediye başkanlarına ilk defa oruç tutan çocuklarla ilgili öneri de bulunan Yanılmaz "Elbette pandemi kurallarına uyarak maske, mesafe, temizlik kurallarına uyarak o evlere bir bir girmek lazım. Onlarla hemhal olmak lazım, onlarla birlikte olmak lazım. Biz 5 yıllık süre içinde her ramazan tematik iftarlar yapardık. Mesela bir akşam engellilerle, zihinsel engelliler, görme engelliler, işitme engellileri, bedensel engelliler…Benim açımdan en önemli tematik iftarlarımızdan bir tanesi ilk defa oruç tutan evlatlarımızla yaptığımız iftarlardır. 5 yaşında, 6 yaşında, 7 yaşında veya 8 yaşında ama ilk orucunu tutuyor. Bu o çocuğun Ramazan keyfini ve mutluluğunu yaşamasına vesile oluyor. Onun o inancını bir noktada yaşam tarzı haline getirmesine vesile oluyor. Onun için ilk defa oruç tutan evlatlarımıza sahip çıkmak lazım.  Mesela bir yerel yönetimler bir belediye bir telefon numarası verse dese ki buraya ilk defa oruç tutan çocuğunuz varsa telefonla bilgi verin. Biz ona bir hediye getireceğiz.  Onun için aynı zamanda Ramazan ayında yerel yönetimlerin şöyle yeniden bir silkelenmesi lazım. Bizim gönül belediyeciliği dediğimiz belediyeciliği doruk noktasına kadar yapacağı Allah'ın vermiş olduğu büyük bir imkân var. O imkânı değerlendirmek lazım." ifadelerini kullandı.

Padişahın 10 gün itikafa girdiği yer

Padişahların itikafa girdiği yerdeki ayrıntıları paylaşan Yanılmaz, şunları söyledi;

Selimiye Camisi'ni bir gün geziyorum, imam Allah razı olsun anlatıyor özelliklerini. Yukarıda dedi ‘Başkanım Hünkâr mahfili var, oraya da bir çıkalım.’ Yani padişahların gelip namaz kıldığı yer, oraya çıktık. Hünkâr Mahfilini gezerken kıbleye doğru bir kapı gördüm. Böyle küçük bir kapı bu nedir dedim. Bakalım dedi, kapıyı açtı. Şöyle bir mezar gibi, 2 metre genişliğinde diyelim, 3 metre veya 4 metre uzunluğunda ama tamamen taş yukarısı böyle tabutu andıran bir şekil. ‘Bu padişahın Ramazan’ın son 10 günü gelip itikafa girdiği yerdir’ dedi.

İtikaf nedir? Ramazanın son 10 gününde bütün dünyayla ilgini alakanı koparırsın sadece ibadet yaparsın iftarda diyelim az bir ekmek, peynir, zeytin, su, sahurda yine öyle. Diğer bütün zaman, ibadetle zikirle Kur'an okumakla ilimle geçer.

Böyle bir dönem neyi tefekkür ediyor. Bu nimetleri veren Allaha şükrü tefekkür ediyor. Bakın şu anda biz burada konuşuyoruz. Bu konuşma bir nimettir, elimiz bir nimettir, gözümüz bir nimettir, ayağımız bir nimettir. Şöyle vücudumuza bir baksak rabbimize gece gündüz ne kadar şükretsek azdır. Ramazan ayında yapılan şükrün faydası çok daha fazla. Hele mesela peygamberimizin bir hadisi var. Ramazan ayında bol salavat getirin o salavatlar direk sizin tarafınızdan bana iletilir. Arada hiçbir şey olmadan aracı olmadan melek olmadan.

Mesela Allah-u Teâlâ’nın biz mü'min kullarına bir noktada iltifatıdır, Kadir gecesi. Kadir gecesinde ibadet yapın. Bin ayda yaptığınız ibadetten daha hayırlıdır. 

"Ramazan Bayramı'nı hissetmemiz lazım"

Ramazan Bayramı öncesi çocuklara bayram heyecanının yaşatılması gerektiğini ifade eden Yanılmaz "Evlatlarımız bir Ramazan Bayramı'na gireceklerini bilmesi lazım. Şimdi evlatlarımızı bu bayram havasına sokmak için illa tüketim yapalım demiyorum. Bayramdan iki gün önce diyelim evde bir temizlik başlasa ki bizde genelde öyle olurdu. Ev bir temizlenir, baklavalar açılır, yeni yemekler yapılır niye bayram gelecek bayram yemeği yenilecek, ev bir bayram havasına girer. Bütün ümmeti Muhammed’in bu bayramda hep birlikte o şenliği yaşaması lazım. Özellikle de bizim toplumun, gençlerimize, evlatlarımıza, bayramı hissettirmesi lazım. Ramazan Bayramı'nı da hissetmemiz lazım. Belki yerel yönetimler varsa bununla ilgili çalışmalarını yapması lazım bayram çalışmalarını. Ama biz kendi evimizde kendi çocuklarımıza bunu hissettirmeliyiz ki onlar da gelecek nesillerine hissettirsinler. Hani hep derler ya çocukluğunuzdaki bayram nasıldı? Bugünün çocukları yarının büyükleri olacak, onların da çocukları olacak. O çocuklarına çocukluğundaki bayramı anlatırken keyifle anlatsın. Biz evimizde böyle yapardık yavrum. Siz de böyle yapın diye bilsin inşallah. Tekrar bütün İslam Âleminin ramazanını kutluyorum. Allah bayramlara eriştirsin milletimizi devletimizi korusun kollasın." dedi.

https://www.ankaramasasi.com/haber/752392/mucahit-yanilmazdan-toplumsal-baris-cagrisi
İlginizi Çekebilir

Yorumlar (0)

Yorumunuz İletilmiştir.