Anadolu'nun manevi mimarları: Selahaddîn Zerkûbi Hazretleri

İslam alimlerinin hayatlarını Ankara Masası mercek altına alıyor. Yaklaşık 2 ay sürecek yazı dizisinin 48. bölümünde Selahaddîn Zerkûbi Hazretleri'nin hayatı var.
Ankara Masası
|
04 Haziran 2021, Cuma - 10:53
Anadolu'nun manevi mimarları: Selahaddîn Zerkûbi Hazretleri

Dua ordusunun komutanları, hayatlarını İslam dinini daha iyi anlatabilmek için adayanlar...

Onlar Allah dostları, gönül sultanları, Anadolu’nun manevi mimarları…

Söz sarrafı, gönül aynası Yûnus Emre Hazretleri'nin birbirinden değerli mısralarla anlattığı büyük gönül sultânı Ahi Evran Hazretleri'nden, ömrünü Hak ve ilim yoluna adayan Hacıveyiszâde Mustafa Efendi'ye; ilmi ve mâneviyâtıyla 18. yüzyıl tasavvuf ve kültür hayatını derinden etkilemiş Hazreti Pir Nûreddîn Cerrâhî'den, ezel dünyâsında verdiği söz üzere yaşayıp, ahde vefâsına tam bir sadâkatle, ebedî âlemin aşk-ı ateşiyle yanmış gönül sultânı Şeyh Vefâ Hazretleri'ne kadar İslam alimlerinin hayatları Ankara Masası okuyucusu ile buluşuyor.

Yaklaşık 2 ay boyunca sürecek yazı dizisinin 48. bölümü sizlerle...

SELAHADDÎN ZERKÛBİ HAZRETLERİ

Cânu başından geçen cânân olur

Katresin mahv eyleyen ummân olur

Râh-ı aşka cânını kurban iden

Şüphesiz ol vâsıl-ı cânân olur

Allah ve Resûlü’nün aşkıyla yanan gönlünü damla damla ummâna salıp, kaygıdan, kederden uzak, Hakk’ın dîvânında kul olmak için cana cânân olmuş bir gönül sultânıdır Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri (k.s)…

12. yüzyılın son çeyreğinde dünyâya gelen Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri 13. yüzyıl Selçuklu Devleti’nin ihtişam dolu ilim ve irfan hayâtına hizmet etmiş gönül erlerinden biridir. O, sâdece altına hayat veren bir sarraf olmamış, gönüllerde Hakk’ı arayan âşıkları da bir mücevher gibi işlemiştir. O, Seyyid Burhâneddin Tırmîz gibi bir ilmî deryânın rahle-i tedrîsinde yetişmiş, Hz. Mevlânâ gibi bir büyük Hak âşığının can dostu, gönül sırdaşı olmuş büyük bir velîdir.

Selahaddîn Zerkûbi Hazretleri'nin doğum yılı ve yeri

Büyük Hak âşığı Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri 1186 senesinde Beyşehir gölünün kıyısında yer alan Kâmile Köyü’nde dünyâya gelir. Asıl adı Feridun olup, babası Yağı Basan isminde, balıkçılıkla geçinen şükür ehli biridir. Oğlunun bir zanâat sâhibi olmasını isteyen babası onu Konya’ya, Zerkûbî, yani kuyumculuk sanatını öğrenmeye gönderir. Okuma-yazma bilmeyen Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri, kendi hâlinde, içli bir kişidir. Az söyleyip çok dinleyen, etrafındaki insanların müşküllerini gizlice çözen biridir. Kuyumculuk sanatında çok hızlı ilerleyen Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri, belki de dile dökmediği, o ilâhî aşkını sanatına yansıtır. Ahlâkı ve kuyumculuktaki hüneriyle kısa sürede kuyumcu esnafı arasında öne çıkar. Zîra kırk yaşlarında iken fütüvvet ehli kuyumcuların şeyhi olur ve Selâhaddîn-i Zerkûb, Selâhaddin Zerkûbî unvanlarıyla anılmaya başlar.

Selahaddîn Zerkûbi Hazretleri'nin hayatı

Yaptığı işin pîri kabul edilen bu gönül ehli sarraf, okuma yazma bilmese de, amellere uygun hareket eden, şer’i hükümlere vâkıf biridir. Zîra o senelerde ilim öğrenmenin bir yolu da sohbet ve vaazları tâkip etmekten geçmektedir. Bu vaaz ve sohbetler aynı zamanda bilmeyenlerin rahatlıkla suallerine yanıt alabileceği ilim ve irfan meclisleridir. Üstelik 13. yüzyılda Konya, devrin en önemli ilim ve kültür merkezlerinden biridir. Selçuklu Devleti, âlim, sanatkâr ve bilginlere büyük önem vermekte ve âlimleri şehrine dâvet etmektedir. Her bir medrese ve câmi de birbirinden değerli âlimlerden oluşan ilim halkaları kurulmaktadır. İşte o halkaların içinde yer alanlardan biri de gönlü Allah ve Resûlü’nün aşkıyla yanıp kavrulan Selahaddîn Zerkûbî Hazretleridir.

Kuyumculuk sanatında önemli bir şöhret kazanan Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri, aynı zamanda sarayın da kuyumcusudur. Çok zengin olmasına rağmen oldukça cömert ve mütevâzı bir yaşam süren Selahaddîn Zerkûbî Hazretlerinin hayâtı Seyyid Burhâneddin Muhakkak Tırmizî Hazretlerinin Konya’ya gelmesiyle değişir. Zîra gönlü Allah aşkıyla yanıp tutuşan bu sarraf Tırmiz’den gelen bu gönül sultânına talebe olur. 13. yüzyılda Orta Asya’yı kasıp kavuran Moğol istîlâsı sebebiyle pek çok âlim ve bilgin Anadolu’ya göç eder. Bu büyük âlimlerden biri de Hz. Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin babası Sultânü’l-Ulemâ Bahaeddîn Veled Hazretleridir. Hz. Mevlânâ babasını Hakk’a uğurladıktan sonra Konya’da kalbi buruk yetim kalır. Hocasının Hakk’a yürüdüğünü duyan Seyyid Burhâneddin Tırmizî Hazretleri ise derhal Tırmiz’den Konya’ya gelir. Hz. Mevlânâ’ya hocalık yapmaya başlayan bu büyük gönül sultânının sohbeti, Selahaddîn Zerkûbî Hazretlerinin gönül evine de can olur.

Zerkub Selahaddîn artık Hz. Mevlânâ ile Seyyid Burhâneddin Tırmizî Hazretlerinin rahle-i tedrîsinde ilim ve irfan bahçesinin birer gülü olmuştur. Hz. Mevlânâ’nın terbiyesinin ardından Seyyid Burhâneddin Hazretleri Kayseri’ye döner. Şeyhinin Konya’dan ayrılmasıyla Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri de köyüne, âilesinin yanında dönerek burada evlenir.

Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri, bir Cumâ günü vaaza katılmak üzere Konya’ya Ebülfazl Câmii’ne gelir. Kürsüde, büyük bir ilim deryâsına berâberce talebelik yaptığı Hz. Mevlânâ vardır. Hocası Seyyid Burhâneddin’e büyük bir hasret duyan Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri sohbet sırasında oldukça coşkun bir hâle tutulur. Belki de hocasına duyduğu hasret, içindeki Hak aşkının tezâhürü Hz. Mevlânâ ile kendini göstermiştir. Aslında Seyyid Burhâneddin Hazretleri bir sohbetinde; "Hâlimi Selahaddîn'e, kâlimi de Mevlânâ'ya verdim." sözleriyle bu iki talebesini daha o günlerde övgüyle anmış, belki de bu günlerin müjdesini vermiştir...

Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri bu sohbetin ardından tekrar Konya’da yaşamaya başlayarak, Hz. Mevlânâ’nın sohbet ve vaazlarına devam eder. Bu sırada Şems-i Tebrizî Hazretleri Konya’ya gelmiş ve Hz. Mevlânâ ile Selahaddîn Zerkûbî Hazretlerinin hücresinde sohbete karar kılmıştır. Bu zaman zarfında Hz. Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled Hazretleriyle, hücre kapısında bu iki Hak âşığını beklemiştir. Hatta Sahih Ahmed Dede, Mevlevîler Târihi isimli eserinde, Şems-i Tebrîzî Hazretleri geldiğinde altı ay hücreden hiç çıkmadığı belirtilen Hz. Mevlânâ’nın, Selahaddîn Zerkûbî Hazretlerinin hatırı için bir defâya mahsus olmak üzere vaaz verdiğini kaydeder.

Hz. Mevlânâ Şems-i Tebrîzî Hazretlerinin gidişinin ardından onca aramasına rağmen tek bir iz bile bulamayınca, derin bir sessizliğe gömülür. Artık Hz. Şems’in gelmeyeceğine kâni olmuştur. Konya sokaklarında içindeki coşkuyu akıtacak bir nehir aramaktadır. Selahaddîn Zerkûbî Hazretlerinin Kuyumcular Çarşısı’ndaki dükkânının önünden geçerken, içerde varak yapmak için çekiçle altın dövmekte olan Kuyumcu Selahaddîn ve çıraklarının çekiç darbelerinden çıkan sesleri duyan Hz. Mevlânâ, o hoş seslerin âhengi ile cezbelenir. Kendinden geçip ilâhî aşka dalarak semâ etmeye başlar. Dışarıda Hz. Mevlânâ’nın semâ ettiğini gören Kuyumcu Selâhaddin onun, çekiç darbelerinin âhengine, ritmine uyarak semâ ettiğini anlayınca, altınının zâyi olmasını düşünmez ve çıraklarına, çekiç darbelerine devam etmelerini işâret eder. Bu sırada kendisi de dışarı fırlar ve Hz. Mevlânâ Celâleddin Rûmî’yle berâber semâya dalar… Çünkü her ikisi de Seyyid Burhaneddîn-i Tırmizî Hazretleri gibi bir ilmî deryâdan feyz almış ve fenâfillâh makâmına erişmişlerdir.

Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri o gün dükkânında ne kadar altın varsa hepsini halka hibe etmiş ve Hz. Mevlânâ ile Hakk’ın sohbetinde karar kılmıştır. Hz. Mevlânâ, Şems-i Tebrizî Hazretlerinin gidişinden sonra Selâhaddin Zerkûbî Hazretleriyle yaptığı sohbetlerle sükûn bulur. O’na yalnız mânevî bir bağ ile bağlanmaz. "Benim sağ gözüm"diyerek iltifatta bulunduğu Şeyh Selahaddîn’in kızı Fatma Hâtun'u, oğlu Sultan Veled Hazretleri ile evlendirerek aralarında bir akrabalık bağı da kurar. Zerkûbî Hazretlerinin kızı Fatma Hatun aynı zamanda Hz. Mevlânâ’nın talebelerindendir. Oğlu Sultan Veled ile evlenirken onu yanına çağırarak eşi Fatma Hâtun'u dâima hoş tutması için şu vasiyette bulunur:

“Bugün, sen oğlumuzun nikâhında sana, seni denemek üzere teslim edilen, gönül ve gözümüzün aydınlığı, Fatma Hâtun'un gözetilmesi için şunu vasiyet ediyorum. Umulur ki, oğlumuz ona haksızlık etmez. Bir an bile kadının gönlüne, babamın ölümünden sonra vefâsızlık ediyorlar, diye bir düşünce girmez. O, öyle bir kadındır ki, cevherinin temizliğinden ötürü şikâyette bulunmaz, sabreder. Fatma Hâtun'u aziz tutasın, her gün ve geceyi, bayram günü ve gecesi bilesin.”

Selahaddîn Zerkûbi Hazretleri ve Hz. Mevlana

Hz. Mevlânâ’nın soyu da Sultan Veled ve Fatma Hâtun’un çocukları Ulu Ârif Çelebi ile devam eder. Böylece Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri ile âile de olur.

Hz. Mevlânâ’nın Şems-i Tebrîzî ile dostluğunu çekemeyenler bu sefer de Selâhaddin Zerkûbî Hazretlerine gösterdiği yakınlığa haset etmeye başlar. Selahaddîn Zerkûbî Hazretlerini “ümmîdir, şeyhlik makâmına ehil değildir” diyerek hor görürler. Kendisine kötü düşünce ile bakan, hatta öldürmeyi planlayacak kadar ileri giden bahtsız, zavallılara Selâhaddin Zerkûbî Hazretleri; “Mevlânâ, beni yalnızca herkesten üstün tuttu da bu yüzden inciniyorlar. Bilmiyorlar ki, benim apaçık bir görünüşüm yok, ben bir aynayım. Mevlânâ, bende kendi yüzünü görüyor; ne diye kendini seçmesin? O, kendi güzelim yüzüne âşık, bundan başka bir fikre düşmek, kötü bir şey"diyerek, büyük velî alçak gönüllülük gösterir.

Hz. Mevlânâ kendisini çekemeyenleri zarâfetle susturan Selahaddîn Zerkûbî Hazretlerine büyük önem verir. Bu önem kendisine sorulan bir suale verdiği yanıtla apaçık bellidir. Hz. Mevlânâ’ya, “Ârif kimdir?” diye sorarlar. Hz. Mevlânâ’nın cevâbı ise, “Ârif, Şeyh Selahaddîn’dir” olur.Selahaddîn Zerkûbî Hazretlerinin diğer kızı Hediye Hâtun’u da Hz. Mevlânâ aracı olarak “üstâd-ı selâtîn” yani sarayın yazı hocası olan Nizâmeddin Hattât ile evlendirir. Zîra Hz. Mevlânâ ilim ve irfan sâhibi bu talebeleri için; “Fatma sağ gözümdür, Hediye sol gözüm” demektedir.

Hz. Mevlânâ ile on yıl Hak sohbetleriyle can bulan Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri, cömert, sabırlı, gönlü zengin, sözden öze yönelmiş biridir. Şeriatın inceliklerine titizlikle uyan, saf, temiz bir gönül ehlidir O…Hz. Mevlânâ’nın coşkunluğuna teslim olan ve ârif diye tanımladığı Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri on yıl süren büyük dostluğun ardından hastalanır. Hastalığı boyunca da kendisini yalnız bırakmayan Hz. Mevlânâ ona içli mektuplar yazar:

Irak olsun senden hastalıklar

Ey canlarımızın rahatı

Ey gören gözümüz

Kem gözler, ırak olsun senden…

Lütûf gölgen ırak olmasın bizden,

Solmasın gül bahçesine benzeyen yüzün

O gönül otlağımız, çimenliğimiz.

Hep öyle taze hep yeşil

Bizim canımıza gelsin senin acın, senin ağrın.

Selahaddîn Zerkûbi Hazretleri'nin ölümü ve türbesi

Hz. Mevlânâ’yı böylesine içli söyleten Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri, ne yazık ki bir türlü şifâ bulamaz, günden güne erir. Artık vuslat vakti yaklaşmıştır. Aralık ayının 29'unda, pazar günü 1258 senesinde büyük gönül sultânı Hakk’a yürür. Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri, Hz. Mevlânâ'yı ve sevenlerini can evinden yaralayarak göçüp gider.

Selahaddin Zerkûbî Hazretleri Hakk’a yürümeden evvel Hz. Mevlânâ’ya bir vasiyette bulunur. Koca Şeyh, "Cenâzeme neyzenler, kudümzenler katılsın. Bir düğün şenliği içinde, semâ ede ede kabrime götürün beni" demiştir. Hz. Mevlânâ bu vasiyete aynen uyar. Muhteşem bir cenâze töreni hazırlanır. Neyzenler, kudümzenler, âyin okuyucular ön safı alır. Hz. Mevlânâ onların arkasında semâ eder, daha geriden binlerce Konyalı, tabutu omuzlar üzerinde âdeta uçurur. Cenâze namazını Hz. Mevlânâ kıldırır. O gece, Hz. Mevlânâ'nın okuduğu şu mersiye, Konyalılar’a içli gözyaşları döktürür:

Firkât-ü hicrinden ey yâr çerh-ü devrân ağladı,

Kâna gark oldu gönül, hep akl ile cân ağladı.

Mevlevî musıkîsinin büyük üstâdı Itrî Dede’nin "segâh" makamında bestelediği bu mersiye, Hz. Mevlânâ’nın gözyaşlarıyla şöyle devam eder:

“Gayretin olmasaydı, yağmur gibi gözyaşları döker, öyle bir ağlardım ki.
Fakat gönlün, kanlar saçarak böyle gizli ağlaması daha iyi.
Gözyaşı da nedir? Ayrılığınla miskler yağdırmak, her nefes kanlarla erimek, her an ağlayıp durmak gerekti.

Ey Şeyh Selâhaddin, ey tez uçan devlet kuşu, yaydan ok fırlar gibi uçup gittin, yay ağlamakta şimdi…”

Hz. Mevlânâ’nın babası Sultânü’l Ulemâ Hazretlerinin yanına defnedilen Selâhaddîn Zerkûbî Hazretleri, kendinden sonra Hakk’a yürüyen Hz. Mevlânâ ile yan yana yatmaktadır.

Yüzyıllardır Hak âşıkları tarafından ziyâret edilen Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri, son derece zarif, sâkin ve temkinli biridir. Kur’an ve sünnete sıkıca bağlı olan Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri, ibâdete düşkün, riyâzatla nefsini terbiye eden, merhamet sâhibi bir kişi olarak şöhret bulmuştur. O, gönlüne düşen Allah aşkını her şeyin önünde tutmuş, dünyâ malını terk etmiş biridir. O, Hz. Mevlânâ gibi coşkun bir deryâyı, sükûnet denizinde ağırlamıştır.

Bu hâlet ile ey dil sağ olmada âlemde

Derd u gâm-ı dilber ile ölmekte letâfet vardır (Bâkî)

Hakk’ın yolunda ölmeden önce ölenlerden olup, Allah ve Resûlü’ne varmaktan gayrı derd-ü gam taşımamış, vuslata, gönlünde sır eylediği Hakk’ın sevgisiyle ermiş bir gönül sultânıdır Selahaddîn Zerkûbî Hazretleri (k.s)…

Yazan: Nevin Şahin

https://www.ankaramasasi.com/haber/786825/anadolunun-manevi-mimarlari-selahaddn-zerkbi-hazretleri
İlginizi Çekebilir

Yorumlar (0)

Yorumunuz İletilmiştir.