Dijital Dünyada Güme Giden Çocuk Hakları

Ayşe Çağlayan
|

Dijital Dünyada Güme Giden Çocuk Hakları

Çocuk Hakları Günü vesilesi ile her yıl 20 Kasım’ı içeren haftada çocuk hakları gündeme geliyor. Çocukların önemi ve değeri konuşuluyor, farklı yaşam şartlarındaki çocukların durumu ele alınıyor.


    Birleşmiş Milletler tarafından Çocuk Hakları Sözleşmesi 1989 yılının 20 Kasımında kabul edilmiş ve bu tarih Çocuk Hakları Günü olarak belirlenmiş. Sözleşmede her çocuğun varlık sahnesine çıkmasıyla sahip olduğu yaşam, eğitim, sağlık, korunma gibi temel haklarının yanı sıra sosyal ve kültürel hakları de hukuken ve ahlaki boyutta ele alınmış.



Böyle bir sözleşmeyi netice veren süreç aslında İkinci Dünya Savaşı’na dayanıyor. Savaşın yol açtığı felaketlerin ve çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisinin, dünya tarihinde bir daha yaşanmaması için 1950 yılında gündeme getirilen çocuk hakları 1959 yılında Çocuk Hakları Bildirgesi olarak kabul edilmiş. 1989 yılında ise uluslar arası bir sözleşme haline getirilmiş.


142 ülkenin imzaladığı sözleşmenin kabulünün üzerinden geçen 31 sene zarfında, nice savaşlar, zulümler ve adaletsizlikler yaşandı ve yaşanıyor. İnsanlık onuru ve vicdanı, çocukluktan vurulmaya devam ediyor. Yani sözleşme yazılı bir idealden öteye gidememiş görünüyor.


Çocuk hakları sözleşmesinin çocuğun korunmasına ilişkin maddeleri, medya bağlamında da yorumlanabilir nitelikte ve bu bağlamda yayıncı kuruluşlar etik açıdan sorumlu tutuluyor. Ancak, medyanın karnesi bu konuda da kırıklarla dolu…


Hal böyleyken dünyanın değişim sürecinde çocukların korunması gereken yeni riskler doğuyor ve çocuk haklarının kapsamı genişliyor. İlk sırada ise dijital riskler ve haklar yer alıyor.


Çocuklar dijital dünyanın yarar – zarar sarkacında


    Çocukları hayatın risk ve zararlarından korumak ve iyi bir kişilik kazandırmak, anne babalar için fıtri bir gayret ve adanmışlıktır. Çocuk kafasını sehpanın köşesine çarpsa anne-babanın içi gider. Birinin çocuğumuza zarar verme ihtimalini düşünmek bile istemeyiz. Çocuğun sosyal hayatta kurduğu ilişkilerdeki edep ve adap ölçüsünü ise çok önemseriz.


Ancak söz konusu dijital hayat olduğunda, çoğu anne baba, gerçek hayattaki dikkat ve özenlerini kaybediyor. Oysa çocuklar, internette varlık gösterirken en az gerçek hayattaki kadar büyük risklerle karşılaşabiliyor. Online iletişimde de istismarlar ve suçlar söz konusu oluyor ve hak ve sorumlulukları doğuruyor. Yani çocuk hakları, dijital zeminde de bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim son yıllarda dijital dünyada çocuk hakları gündeme gelmeye ve üzerine konuşulmaya başlandı.


Avrupa Konseyi, 2018 yılında yayınladığı dijital dünyada çocuk hakları tavsiye kararında, çocukların teknolojiye erişimi, ifade özgürlüğü, şiddet ve nefret içeriklerinden korunması, mahremiyet ve kişisel verilerinin korunması, uygunsuz reklam, içerik ve propagandalardan korunması, istismar, dolandırıcılık ve zorbalıktan korunması gibi başlıklar yer alıyor. 



UNICEF ise 2017 yılı Dünya Çocuklarının Durumu Raporunu Dijital Bir Dünyada Çocuklar” başlığı ile yayınlamıştı. Raporda dijital imkânlara erişim kadar zararlardan korunmanın da önemi vurgulanmıştı. UNICEF’in 2018 yılında yayınladığı ‘Çocukları Dijital Dünyada Koruma Yükümlülüğü’ raporunda ise her gün 175 binden fazla çocuğun ilk kez internetle tanıştığı belirtiliyor ve dijital medya okuryazarlığının önemi vurgulanıyor.


Uluslar arası kuruluşların yanı sıra, farklı ülkelerde ve ülkemizde de sivil toplum kuruluşları ve akademik kurumlar, medya ve çocuk üst başlığında dijital medyanın etki süreçlerini ele alıyor. Çocukların fiziksel, psikolojik, ahlaki ve kültürel açıdan korunmasına ilişkin hukuki normlar bulunuyor.


Ancak internetin ve dijitalliğin hayatımızdaki kapsamı ve etki gücüne mukabil bir tespit ve önlem sürecinden bahsetmek mümkün değil. Kurumsal ve akademik düzeydeki tespit ve tavsiyeler, toplumların günlük hayatına yerleşen bir bilinç oluşturmuyor. Halkın anlayacağı ve benimseyeceği bir bilgilendirme ve bilinçlendirme süreci önem taşıyor.



Bununla birlikte dijital medya ve çocuk ilişkisinde yer alan sorunlar çoğunlukla erişimde eşitsizlik, siber zorbalık ve dolandırıcılık gibi başlıklarda ele alınıyor. Oysa daha yıkıcı sorun ve riskler; kimlik ve kişilik gelişiminde, psikolojik açıdan ve kültürel bağlamda ortaya çıkıyor. İlerleyen yıllarda tsunami gibi üzerimize gelecek bir sorun dalgası, ilmek ilmek örülüyor. 



Çocukların en başta çocuk olmaya hakları var





            Son dönemde çocukların sosyal medyadaki fotoğraf ve videolarında şuh/karizmatik olma gayreti dikkatinizi çekiyor mu? Henüz ergen bile diyemeyeceğimiz çocukların dansları, bakışları, pozları, dış görünüşleri yaşlarının çok üzerinde bir algıya yol açıyor. Elbette cinsel istismara ve zorbalığa da davetiye çıkarıyor. Esas soru ise şu: Çocuklar neden kendilerini bu şekilde ifade etmeyi tercih ediyor? Bu durum kişilik gelişimleri açısından sağlıklı mı?


            Aslında çocuklar medya aracılığıyla erken yaşta yetişkin dünyasına dâhil edileli uzun zaman oldu. Çocuklar zaten yıllardır televizyonda başta şiddet ve cinsellik olmak üzere, yaşlarına uygun olmayan binlerce içeriğe maruz kalıyorlar. Masum dünyalarında yer almaması gereken sözlere, davranışlara, hal ve duygulara şahit oluyorlar.


            İnternet ise çocukları şahit olmanın yanı sıra bizzat aktör ve muhatap kılıyor. Medya düzeninin değişmez kuralı internette de işliyor: Nefsanî olan ilgi çekiyor. Yetişkin dünyasını tüketen çark, gözünü çocukluğa/çocuklara çevirmiş görünüyor. Çocuklar ise akım/moda kılıfı altına gizlenen bu sapkın bakış açısının kurbanı oluyorlar. Sosyal medyada beğenilmek, ilgi çekmek, takipçi arttırmak için bu yola başvuruyorlar.


            Son dönemde yaygınlaşan eşcinsel profillere de değinmekte fayda var. Kendilerini “influencer, içerik üretici” gibi tanımlarla lanse eden bu kişilerin takipçi sayısı arttıkça,  eşcinsel imaj, ilgi çekmenin ve popülerliğin bir basamağı olarak görülmeye başlandı. Instagramda artık makyaj yapıp şuh danslar eden erkek çocukları ve kısacık saçları, sert bakışlarıyla racon kesen kız çocuklarının olduğu yüzlerce hesaba rastlayabilirsiniz.


            Yetişkin bir bireyin dahi, kendisini yalnızca cinselliği ile ifade etmesi tartışma konusu iken, çocukların içine çekildikleri bu döngü endişe verici… Ayrıca çocukların özel bilgilerini ve mahremiyetlerini kendi elleriyle ifşa etmeleri, muhtemel risklere de davetiye çıkartıyor.


            Bu durum, aynı zamanda çocukların ekonomik sömürüsü bağlamında da değerlendirilebilir. Çünkü dijital medya şirketlerinin ekonomik sistemi kullanıcıların paylaşım ve etkinliğine bağlıdır. Profesör Christian Fuchs, dijital medya kullanıcılarını ücretsiz işçiler olarak nitelendirir ve her kullanıcının ilgili şirket için emek harcadığını belirtir. Fuchs’a göre, dijital ortamda sarf edilen emeğin “gönüllü” olması da bir şeyi değiştirmez. Amaç eğlenmek, sosyalleşmek, yeteneklerini göstererek keşfedilmek, firma ve ürün tanıtımları ile para kazanmak veya yalnızca oyalanmak olabilir. Her halükarda küresel teknoloji şirketlerinin emek sömürüsü söz konusu oluyor. Yani sosyal medyada fenomen olan veya fenomen olma gayretindeki çocukları, birer çocuk işçi olarak değerlendirmek de mümkün.


            Dijital çocuk hakları bağlamında dikkat çekilmesi gereken bir konu da, çocukların bizzat aileleri tarafından sosyal medyada para kazanma amacıyla kullanılması… Hani şu ultrason görüntülerinden itibaren her anları, her halleri paylaşılan çocuklar… İsimleri ne olursa olsun. Siz onlara “Truman” diyebilirsiniz.



The Truman Show filmi, 1998 yılında gösterime girdiğinde oldukça fantastik bulunmuştu. Truman’ın tüm hayatı kurgulanmış bir televizyon şovudur. Annesi, babası sahtedir. Yaşadığı kasaba bile bir film setidir. Tüm bunlardan habersiz şekilde sıradan bir hayat sürdüğünü düşünen Truman, aslında milyonları ekran başına kilitleyen bir yıldızdır. İçinde bulunduğu durumu sonunda fark eden Truman, yıllarca başkasının yazdığı bir senaryoyu yaşasa da, şovun heyecanlı finalini kendisi yazar. İzlemeyenlere tavsiye edebileceğim bir film…


Youtube ve Instagram’daki fenomen çocukların durumu da “Truman”dan farksız aslında. Truman gibi gizli kameralarla çekilmiyorlar belki ama henüz kendi irade ve tercihleri gelişmemişken sosyal medyanın beğeni ve takipçi odaklı çıkar döngüsüne atılıyorlar. Üstelik bizzat anne-babaları tarafından…


Bu hesaplarla çocukların kişilik hakları ve mahremiyetleri ihlal ediliyor. Ayrıca çocukların kişisel bilgileri ve görüntüleri, kötü niyetli ve sapkın kişilere de açık hale getiriliyor. Bu konuda İtalya ve Avusturya’da, küçük yaşlardaki fotoğraf ve videolarını paylaşan ebeveynlerine dava açan çocukların haberleri şaşkınlıkla karşılanmıştı.


Amaç çocuklarını starlaştırarak para kazanmak olmasa da ailelerin dijital zeminde de çocuklarının kişisel verilerini ve mahremiyetlerini koruma noktasında sorumluluk taşıdıklarını anlaması ve bu konuda bilinçli davranması önem taşıyor.


Çocukların manipülasyon ve dezenformasyondan korunma hakları var


            Medyanın üçüncü ebeveyn olduğu uzun zamandır söyleniyor. Dijital medya ise anne babanın önüne geçmiş görünüyor. Artık çocuklar insana, dünyaya ve hayata dair bakış açısını internet ile şekillendiriyor. Kavram ve olguları internet aracılığıyla öğreniyor.


Peki, internet bu açıdan sağlıklı bir kaynak mı? Yansıtılan bakış açıları doğru mu? Yoksa medya ile kavramların esas ve derinlikli anlamları, çıkar odaklarına hizmet edecek yönde dönüştürülüyor mu?


            Bu konuda son dönemde çok tartışılan bir reklam filmini ele alabiliriz. Bir giyim firmasının reklamında, saygı kavramı, özgürlük ve hak vurgusuyla sloganlaştırılıyor. Bunda ne var, elbette herkes birbirine saygı duymalı” diyebilirsiniz. Ancak bu reklam filminde ustaca bir söylem ile saygı kavramı, yapılan her fiili, yanlış, eksik veya kusurlu olsa dahi, “tartışılmaz” kılarak meşrulaştırmanın ve adeta cebren kabul ettirmenin bir aracı haline getiriliyor. “Saygısız, hoş görüsüz” suçlaması ile karşı tek kelime ettirmeyen bu tavır, özgürlük ve hak rüzgârını da arkasına alarak; iyi, doğru, tamamlayıcı ve yapıcı olana dair tüm tartışmaların tıkacı oluyor.


            Nitekim son dönemde özgürlük, ifade özgürlüğü, hak, birey olma, saygı, hoş görü gibi kavramlar, çocuklar ve gençler arasında oldukça popüler… Kendilerine getirilen her eleştiriye, adeta tek ağızdan söyler gibi bu argümanlarla cevap veriyorlar. Tüm iletişim ve istişare kapılarını bu içi boşaltılıp dönüştürülen kavramlarla sıkı sıkıya kilitliyorlar. Bu kavramları bir susturucu olarak kullanmak adeta çocuklara öğretilmiş.


Oysa elbette saygı, özgürlük, irade, hak; insan olmaya en yakışan ve insani ilişkilerde en gerekli kavramlardır. İnsanın kabiliyetleri arasında, saygı duyarak eleştirmek ve tartışmak da vardır. Ancak medya, adeta hakikati çarpıtan lunapark aynaları gibi bu kavramları da çarpıtarak, kendi çıkar sistemine hizmet ettiriyor.


Sosyal medyanın dezenformatif ve manipülatif etkisi bununla sınırlı değil. Hatta çoğu veride bu içini boşaltma/çarpıtma sisteminin işlediğini söyleyebiliriz. Sosyal medyada algı yönetimi, dezenformasyon ve manipülasyon; çocuklar için de büyük bir risk teşkil ediyor.


Görüldüğü üzere, dijital zeminde bilgiye erişim kadar, doğru bilgiye erişim de çocukların hakkı... Manipüle edilmeden, kendi fıtri düşünme ve hissetme kabiliyetlerini kullanmaları da çocukların hakkı...


Dijital çocuk politikamız var mı?


            Pandeminin hızla devam ettiği ve dijitalleşmenin de buna paralel olarak hızla geliştiği bu dönemde, çocuk haklarını dijital bağlamda da ele almak gerekiyor. Çocukların dijital teknolojilere erişimi kadar, eriştikten sonraki süreci de takip etmek önem taşıyor. Peki, bu konuda bir politikamız var mı? Artık gerçek hayata da yön veren dijital kültürü kimler, hangi amaçlarla üretiyor? Çocuklarımız dijital zeminde nelerin tüketicisi ve nelerin üreticisi oluyor? Bu konudaki muhtemel riskler neler? Nasıl tedbirler almak gerekiyor?



Bu soruların cevabını vermek için medya okuryazarlığı kavramı oldukça yol gösterici… Medya okuryazarlığı çalışmalarının aileleri, çocukları ve gençleri bilinçlendirecek nitelikte toplumda yaygınlaştırılması ise aciliyetli bir ihtiyaç olarak karşımızda duruyor.


https://www.ankaramasasi.com/makale/50929/dijital-dunyada-gume-giden-cocuk-haklari

Yorumlar (0)