Anadolu’nun manevi mimarları: Emîr Sultan Hazretleri

Müslümanların her yıl heyecanla beklediği Ramazan Ayı’nın gelmesiyle birlikte, İslam alimlerinin hayatlarını Ankara Masası mercek altına alıyor. Yaklaşık 2 ay sürecek yazı dizisinin 32. bölümünde Emîr Sultan Hazretleri'nin hayatı var.
Selen Gündoğan
|
03 Mayıs 2021, Pazartesi - 10:00
Anadolu’nun manevi mimarları: Emîr Sultan Hazretleri

Dua ordusunun komutanları, hayatlarını İslam dinini daha iyi anlatabilmek için adayanlar...

Onlar Allah dostları, gönül sultanları, Anadolu’nun manevi mimarları…

Söz sarrafı, gönül aynası Yûnus Emre Hazretleri'nin birbirinden değerli mısralarla anlattığı büyük gönül sultânı Ahi Evran Hazretleri'nden, ömrünü Hak ve ilim yoluna adayan Hacıveyiszâde Mustafa Efendi'ye; ilmi ve mâneviyâtıyla 18. yüzyıl tasavvuf ve kültür hayatını derinden etkilemiş Hazreti Pir Nûreddîn Cerrâhî'den, ezel dünyâsında verdiği söz üzere yaşayıp, ahde vefâsına tam bir sadâkatle, ebedî âlemin aşk-ı ateşiyle yanmış gönül sultânı Şeyh Vefâ Hazretleri'ne kadar İslam alimlerinin hayatları Ankara Masası okuyucusu ile buluşuyor.

Yaklaşık 2 ay boyunca sürecek yazı dizisinin 32. bölümü sizlerle...

EMÎR SULTAN HAZRETLERİ

Eğer gönlün benimle olursa,

Yemen'de olsan bile yanımdasın.

Eğer gönlün benimle değilse,

Yanımda olsan bile uzaktasın.

Dinle bak Hak ne hoş söyledi.

Zebur'unda Dâvûd'a buyurdu.

Düşman ol önce nefs belâsına,

Ondan, bana uymakla kurtulasın.

Gel şimdi sen de düşman ol nefsine,

Zâyi eyle onu her ne dilerse,

Eğer bu işte atarsan riyâyı,

Kendine rehber kıl evliyâyı.

Eğer anlarsan budur sana ol,

Nefsinin şerrinden halâs ol,

Nefsinin murâdından uzak dur.

Düşersen eğer şeytana uzak dur.

                         Emîr Sultan

Kimi erler vardır adâletle topraklar feth eder, kimi erler vardır îmanları ile gönülleri feth eder. İşte Emîr Sultan Hazretleri de Allah ve Peygamber aşkı ile insanlığın gönlüne rehber olmuş bir büyük velîdir (k.s)… İlim ve irfânıyla Anadolu’ya ışık tutmuş bir gönül sultânıdır.

Yaşayış ve sohbetleriyle halkın sevgi ve teveccühüne mazhar olmuş, ordularla fethe çıkmış bir gönül eri olan Emîr Sultan Hazretleri, yaşadığı dönemde sadece Bursa’nın değil insanlığın da mânevî kalbi hâline gelmiştir. Pek çok insan O’nun vesîlesiyle İslâm ile müşerref olmuş ve Anadolu’dan Balkanlara Allah ve Peygamber aşkı talebeleriyle yol bulmuştur.

Anadolu'da İslâm'ın yayılması ve doğru şekilde yaşanmasında büyük payı olan Emîr Sultan Hazretleri Osmanlı’nın en önemli ilim ve irfan sâhibi kişilerinden biri olarak pâdişah ve devlet erkânına da akıl hocalığı yapmış, onlara ömürleri boyunca sulh yolunda yaşamayı nasîhat etmiştir. Asıl savaşın insanın nefsiyle yapılması gerektiğini ve dünyâya barışın ancak bu yolla hâkim olacağını işâret etmiştir Emîr Sultan Hazretleri.

Emîr Sultan Hazretleri'nin doğum yılı ve yeri

15. yüzyılın en önemli şahsiyetlerinden biri olan Emîr Sultan Hazretleri 1368 senesinde bugünkü Özbekistan sınırları içinde yer alan Buhara’da doğar. Asıl adı Muhammed Şemseddin olan Emîr Sultan Hazretlerinin babası, “çömlekçi” mânâsına gelen "Emîr Külâl" lakabı ile şöhret bulmuş, o devrin mutasavvıflarından Seyyid Ali Efendi’dir. Soyu Hz. Hüseyin Efendimize, ondan Hz. Ali Efendimize ve dolayısıyla Peygamber Efendimiz'e (s.a.v) dayanır.

Soyları îtibâriyle "Emîr", Buhâra'da doğmalarından dolayı "Emîr Buhârî" veya "Emîr Şemseddîn-i Buhârî" olarak anılan büyük velî, Sultan Yıldırım Beyazıt’ın dâmâdı olmasından dolayı da, "Emîr Sultan" olarak anılmıştır.

Emîr Sultan Hazretlerinin babası Seyyid Ali Efendi, geçimini çömlekçilik yaparak temin eden, alın teri, el emeği ile hayâtını kazanan, dâima halkın hizmetine koşmuş ve dönemin en önemli ilim merkezlerinden olan Buhâra'da ârifân ve evliyânın sohbetine iştirak etmiş muhterem bir zattır. Böyle değerli bir babanın terbiyesinde yetişen Emîr Sultan Hazretleri, O’nun "Hz. Kur'an rehberin olacak, hadisler sana yol gösterecek" nasîhatiyle büyümüştür.

Seyyid Ali Efendi, yedi yaşında öksüz kalan Emîr Sultan’ın en iyi biçimde yetişmesi için büyük gayret sarf eder. Oğlunu ilim, irfan, ahlak sâhibi biri olarak yetiştirmeyi arzulayan Emîr Külâl, böylece Emîr Sultan Hazretlerinin ilk hocası olur. Allah Resûlünü kendine rehber edinmiş Emîr Külâl Hazretleri bir yandan da oğluna geçimini temin etmesi için kendi mesleği olan çömlekçiliği öğretir.

Emîr Sultan Hazretleri hem babası Emîr Külâl Hazretleri hem de babasının en önemli müridlerinden biri olan, zamânın ünlü mutasavvıfı Şeyh Îsâ’nın sohbetlerinde bulunarak tahsiline devam eder. 7 yaşında öksüz kalan Emîr Sultan Hazretleri hayattaki en büyük dayanağı olan babasını da 18 yaşında Hakk’a uğurlar.

Emîr Sultan’ın hayırlı ve ilim sâhibi bir insan olması için ona her türlü terbiye, zanâat ve ilmi öğreten Emîr Külâl Hazretleri oğluna şu nasîhatlerle vasiyette bulunur:

"Oğlum! Peygamberi anandan ve babandan daha çok sev. Soyunla övünme. Yalan söyleme, her gününü son gününmüş gibi tamamlamaya çalış. İlim öğren ve bundan asla üşenme. Yaşlılığında bile cihâdı hiç bırakma. Selâm vermeden hiçbir topluluğa girme. Hz. Kur’an ve hadisler sana yol gösterecek.

Ey oğlum! Hayat her yönü ile senin için bir mekteptir. Hayra koş, kötülükten kaç. En büyük silâhın, Allahû Teâlâ’ya ettiğin duândır. Bunu asla unutma!"

Babası yüksek ferâsetiyle yaptığı bu nasîhatle sanki Emîr Sultan Hazretlerinin neler yaşayacağını da hissetmiş gibidir. Zîra Emîr Sultan Hazretleri hem ahlaklı bir yaşam sürmüş hem de yaşı ne olursa olsun yeri ve vakti geldiğinde dervişleriyle fetihlere katılmıştır.

Emîr Sultan Hazretleri kendisine hem annelik hem hocalık hem de rehberlik yapan biricik babasının vefâtından sonra büyük hüzne kapılır. Babasının müridi ve yakın dostu Seyyid Îsâ, Emîr Sultan Hazretlerini yalnız bırakmaz ve tahsiline devam etmesini sağlar.

Emîr Sultan Hazretleri'nin hayatı

Emîr Sultan, dönemin en önemli ilim merkezi olan Buhâra’daki tahsilinin ardından genç yaşında, Allah ve Peygamber aşkı ile Hicaz'a gitmeye karar verir. Buhâra'daki hocası ve eşraf ile vedâlaşıp Hac kervânıyla yollara düşer. Merv, Nişabur, Isfahan, Bağdat ve Basra üzerinden Hicaz'a ulaşır. Haccını tamamladıktan sonra Medîne-i Münevvere'ye yerleşen Emîr Sultan Hazretlerinin gâyesi Allah Resûlü'nden feyz alarak hayâtını burada sürdürmektir.

Henüz yirmi yaşlarındaki Emîr Sultan Hazretleri burada da âlim ve âriflerle dost olur. Büyük Allah dostlarının sohbetlerine katılarak ilmini, irfânını geliştirir. Fakat Emîr Sultan’ın Medîne'deki günleri artık son bulmak üzeredir. Zîra görmüş olduğu bir rüyâda Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendisine Anadolu’ya gitmesini işâret eder. Emîr Sultan Hazretlerini Bursa’ya götüren o meşhur rüyâ şöyledir:

Emîr Sultan Hazretleri Peygamber Efendimiz’in huzûrunda edeple oturmaktadır. Yanlarında Hz. Ali Efendimiz de vardır. Kendisine denir ki:

"Ey oğul! Hak Teâlâ tarafından sana işâret olundu ki, Diyâr-ı Rûm'a varıp ceddin Hz. Muhammed'in sünnetinin adâbını Müslümanlara takvâ yolu ile açıklayasın. Bu yolculukta yanan üç kandil sana yol gösterecek. O kandiller nerede sönerse, oraya yerleşeceksin ve kabrin de orada olacak."

Emîr Sultan Hazretleri Medîne-i Münevvere’yi öyle sevmektedir ki, oradan ayrılırken şöyle der;

"Bana Medîne o kadar güzel geldi ki, farzımuhal o anda cennetin bütün kapıları ardına kadar açılsaydı; ihtimal cenneti değil, Medîne'yi tercih ederdim."

İşte böylesine sevdiği bu güzel beldeden, Efendimiz'den (s.a.v) aldığı işâret üzerine hicret eder. Hicret de zaten, Allah için büyük bir fedakârlığa katlanma ve yerini yurdunu terk etme hâlidir. Emîr Sultan Hazretleri, Buhâra'dan Medîne'ye ve cennet mekândan Bursa'ya doğru yola çıkar.

Hacc’a gelen Buhâralılar’dan ve bazı Medîneliler’den oluşan kâfile ile Anadolu'ya hareket eden Emîr Sultan Hazretleri Kudüs'e uğrayıp Mescid-i Aksâ'yı, Câmi-i Ömer'i ve orada bulunan peygamberlerin ve sâlih zatların kabirlerini ziyâret eder.

Bu zahmetli yolculuk Emîr Sultan Hazretleri için mânevî bir aşk hâlidir. Büyük velî, Şam'a uğrayıp Ashâb-ı Kiram'dan, orada medfun bulunan Bilâl Habeşî Hazretleri ve Muhyiddin Arabî Hazretleri gibi büyük evliyânın makamlarını da ziyâret ederek bu mübâreklerden feyz alır.

Hums'ta Halid bin Velid Hazretlerinin, Halep'te Hz. Zekeriyya'nın, Antakya'da Habib-i Neccar'ın, Konya'da Sadreddin Konevî ve Mevlâna Celâleddin Rûmî Hazretlerinin türbelerini de ziyâret ederek yolculuğunu mânevî bir neş’e ile devam ettiren Emîr Sultan Hazretleri, bu mânevî yolculuğun ardından da Karaman, Kütahya güzergâhından, İnegöl üzerinden Bursa'ya ulaşır.

Kâfile önce Bursa'nın doğu kısmında Gökdere vâdisinde konaklar. Emîr Sultan Hazretleri çevresindeki sevenlerine ve müridlerine, Evliyâ Çelebi'nin dediği gibi: "Ey kardeşler! Bizim ömrümüzün kandili bu şehirde sönecek, makâmımız bu şehir olacak" diye seslenir. Böylece Emîr Sultan Hazretleri ve berâberindekiler Bursa'ya yerleşir.

Emîr Sultan Hazretleri Bursa'ya geldiğinde, daha yirmili yaşlarının başındadır. Etrâfı sevenleri ve müridleriyle dolu olan Emîr Sultan Hazretleri buna rağmen Şemseddin Fenârî Hazretlerinden ders almaya başlar ve bu tahsilin ardından Şemseddin Fenârî Hazretleri kendisine el yazısı ile icâzetnâme verir.

Emîr Sultan Hazretleri, bir müddet inzivâya çekilmeyi tercih eder. Ancak Bursa’da bir anda şöhreti yayılır. Bu genç âlim herkesin sevgi ve teveccühüne mazhar olur. Zîra Mecdi Efendinin, Terceme-i Şakâik-i Nûmâniyye eserinde dediği gibi: "Allah sevgisine ulaşan kişinin, kalplerin sevgilisi olacağı kesindir." Bu sebepten olsa gerek Bursalılar Emîr Sultan Hazretlerine büyük sevgi ve saygı besleyip ve onu baş tâcı eder.

Emîr Sultan Hazretlerinin Bursa'ya geldiği dönem, Yıldırım Beyazıt devridir. Bu devir, Osmanlı'nın kuruluş döneminin ardından en önemli hâdiselerin cereyan ettiği dönemdir. Zîra bir yandan Anadolu Türk Birliği'ni sağlamak için beylikler teker teker Osmanlı'ya katılırken, diğer yandan İstanbul kuşatmaları ve Balkanlar’ın fethi çalışmaları devam etmektedir. Yıldırım Beyazıt bu sırada Haçlılar’a karşı Niğbolu Zaferi’ni kazanmış ve devletin toprakları yaklaşık bir milyon kilometrekareye ulaşmıştır.

Emîr Sultan Hazretleri'nin  Hundi Fatma ile evliliği

Yıldırım Beyazıt seferdeyken kızı Hundi Fatma bir rüyâ görür. Rüyâsında Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendisine; "Oğlum Muhammed Buhâri ile evlen, sakın beni kırma ve sözümü dinle!" buyurur. Hundi Fatma Sultan, rüyâsını kimseye söyleyemez ve ertesi gün tekrar rüyâsında Peygamber Efendimiz’i görür. Fahri Kâinat Efendimiz;"Eğer âhirette benden şefâat etmemi istiyorsan, Muhammed Buhârî ile evlen." buyurur. Ard arda gördüğü rüyâlar üzerine Emîr Sultan Hazretlerine haber gönderen Hundi Fatma Sultan onun da bu rüyâdan haberdar olduğunu öğrenir. Bu durum Vâlide Sultan’a açıldığında o bu işe önce rızâ göstermez. Lâkin cereyan eden kerâmetler ve zuhûratlar karşısında büyük bir muhabbetle kızını Emîr Sultan Hazretleri ile evlendirir.

Molla Fenârî Hazretleri'nin Yıldırım Beyazıt’a yazdığı mektup

Yıldırım Beyazıt, kızının kendisinden izin almadan evlendiğini öğrenince Emîr Sultan Hazretlerinin ve Hundi Fatma Sultân’ın başlarının vurulması için emir verir ve bunun için Bursa’ya asker gönderir. Asker sarayın kapısına dayanır. Hâdise büyür ve durum Emîr Molla Fenârî Hazretlerinin kulağına gider. Molla Fenârî Hazretleri derhal Yıldırım Beyazıt’a bir mektup yazar. Kendisine talebelik yapmış olan Emîr Sultan Hazretlerinin kıymeti seniyyesine de işâret eden mektupta Molla Fenârî Hazretleri, Yıldırım Beyazıt’a şu ibret ve nasîhat dolu sözlerle engel olur:

"Mektubuma, dâima kullarına acıyıcı olan Allahû Teâlâ’nın adıyla başlarım. İnsanların en âcizi olan ben; Türk ve İslâm memleketlerinin koruyucusu, Osman oğullarının övündüğü ve Hak uğruna savaş edenlerin başkanı, İslâm dîninin ve Müslümanların yardımcısı olan, pâdişâhımın ömrünün uzun olmasını ve evlâdının çoğalıp kıyâmete kadar şan ve şerefle yaşamasını Rabbimden niyâz ederim.

Sultânımızın şunu bilmesi gerekir: Bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafa’dan önce, Îsâ aleyhisselâm, kendine inananlardan üç kişiyi Hak dîne dâvet için bir beldeye göndermişti. Fakat oranın halkı, onları yalanlayıp öldürdüler. Bu cinâyeti işledikten sonra, sevinerek evlerine gittiler. Cenâb-ı Hak onların bu davranışlarından râzı olmadı ve Cebrâil aleyhisselâm’a, o belde üzerinde yürekleri parçalayıcı, korkunç ve keskin bir sesle haykırmasını emretti. Cebrâil aleyhisselâm haykırınca, oradakilerin hepsi bir anda öldü. Böyle büyük bir felâkete düşmekten Allahû Teâlâ’ya sığınırız.

Şimdi bizim de Sultânımızdan bir ricâmız vardır. Dün öldürülmesini emrettiğiniz Emîr Sultan, Resûl-i ekremin neslinden hürmete değer bir insandır. Bu zat gibi temiz kalpli, peygamber neslinden bir kişi, zamânımıza kadar Anadolu'ya ayak basmamıştır. Buna benzer aslı temiz bir kimseyi elleri hediyeler dolu dâvetçiler göndererek Buhâra'dan Anadolu'ya getirmeye çalışsaydınız, sizin için ebedî bir şeref olurdu. Böyle yapmadığınız halde, mânevî irâde üzerine yurdumuza gelen bu zat dolayısıyla Peygamber Efendimiz’e yakınlık kazandığınız takdirde, dünya ve âhiret saâdetiniz artacaktır.

Şunu da bildireyim ki, bu dâmâdınız, Peygamber Efendimiz’in; "Ümmetimin âlimleri, İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir." buyurduğu kimselerdendir. Bizim böyle seyyidlerden gördüğümüz feyz eserlerini, Hazreti Muhammed'den sonra kimse göstermemiştir. Eğer bir daha onun başını kestirmek için asker gönderirseniz, bütün yurdumuzun felâketi olacağından şüphemiz yoktur. Son ferman sultânımızındır."

Bu mektubun ardından kısa bir süre sonra Yıldırım Beyazıt askerleriyle berâber Bursa’ya gelir. Dâmâdı Emîr Sultân’ı tanıyınca nasıl bir hatâ yaptığını ve Emîr Sultan Hazretlerinin ne büyük bir âlim ve velî olduğunu anlar. Halkın ve Bursalı âlimlerin Emîr Sultan Hazretlerine nasıl bir sevgi beslediğini de yakından müşâhede eder.

Emîr Sultan Hazretlerinin ilim ve mânevîyattaki büyüklüğünü anlayan Yıldırım Beyazıt, Niğbolu Savaşı sonrası yirmi câmi yaptırma adağını da Emîr Sultan Hazretlerinin tavsiyesi üzerine yirmi kubbeli Ulu Câmi’yi yaptırmak sûretiyle gerçekleştirir. Bu hâdiseden sonra asırlarca Ulu Câmi, Emîr Sultan’sız; Emîr Sultan, Ulu Câmi’siz anılmaz olur. Zîra Emîr Sultan Hazretleri, Ulu Câmii’nin mânevî mîmârı olarak görülür.

Yıldırım Beyazıt’tan sonra iki pâdişah daha gören Emîr Sultan Hazretleri Hakk’a yürüyene dek hem halk hem de devlet erkânı tarafından muhabbet ve hürmet görür. Pâdişahlar bundan sonra onun eliyle kılıç kuşanır. Emîr Sultan Hazretleri hayâtı boyunca din ve vatan için yapılan gazâları teşvik eder ve talebelerine bu işlerin kutsiyetini anlatır.

Gittikçe büyüyen Osmanlı ile cihan hükümdarlığı mefkûresi, Yıldırım'la Timur'u karşı karşıya getirir ve genç Osmanlı Devleti, 1402 Ankara Savaşı netîcesinde yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya gelir. 

Yıldırım Beyazıt'ın ölümü

Emîr Sultan Hazretleri çok gayret göstermesine rağmen, Timur-Yıldırım çarpışmasının önüne geçemez. İki Müslüman-Türk ordusunun birbirleri ile savaşmasını istemeyen Emîr Sultan Hazretleri, sonucu bilmektedir ve bu sebeple Yıldırım Beyazıt’ı îkaz eder. Bu harp, Emîr Sultan Hazretlerinin işâret ettiği biçimde, Yıldırım Beyazıt’ın aleyhine netîcelenir.Yıldırım Beyazıt esir düşer ve maalesef bir süre sonra da keder ve üzüntüsünden hastalanıp yaşadığı nefes darlığı sonucu vefat eder.

Savaşın ve Yıldırım Beyazıt’ın vefâtının ardından Osmanlı’da taht kavgası baş gösterir. Fetret Devri olarak da bilinen bu dönem on bir yıl sürer ve nihâyet Çelebi Mehmed'in 1413'te tek başına iktidârı elde etmesiyle devlet yeniden derlenip toparlanır.

Sultan Mehmed Çelebi, anne tarafından Hz. Mevlânâ soyundan bir Çelebi’dir. İsminin sonuna Çelebi lakabını alması bu sebepledir. Annesi Devlet Hâtun, Hz. Mevlânâ’nın biricik oğlu Sultan Veled Hazretlerinin torunudur.

Yıldırım Beyazıt’ın vefâtından sonra bu çalkantılı dönemi atlatan Osmanlı’da yeniden huzur baş gösterir. Sultan Mehmed Çelebi,Fetret Devri’ni bitiren ve Osmanlı devletini tekrar eski gücüne kavuşturan sultan olduğundan Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusu olarak da anılır.

Üstün ahlâkı ile anılan Sultan Mehmed Çelebi, eniştesi Emîr Sultan Hazretlerinden mânevî feyz alır. Bir taraftan kendisi cihâna hükmederken diğer taraftan gönlüne hükmeden büyük bir mürşide teslimdir. Gönlünün sultânı kabul ettiği Emîr Sultan Hazretlerinden her gazâ ve kararda muhakkak duâ alır ve onun nasîhatlerine kulak verir.

8 yıl tahtta kalan ve sükûneti sağlayan Sultan Mehmed Çelebi otuzlu yaşlarında vefat eder. Vefat ettiğinde Osmanlı Devleti’ni eski genişliğine ve kuvvetine ulaştırmış olan Sultan Mehmed Çelebi samîmî, dürüst, dindar ve diplomat bir devlet adamı olarak anılmıştır.

Sultan Mehmed Çelebi sonrasında tahta İkinci Murad oturur. Emîr Sultan Hazretleri her ne kadar saraya dâmat olsa da bütün sultanlar tarafından dâima büyük bir velî olarak hürmet görür.

Üç hükümdârın dönemlerine ve nice hâdiselerine şâhit olan, pâdişahlara duâ ederek kılıç kuşatan Emîr Sultan Hazretleri, İkinci Murad’ın 1422 yılındaki İstanbul kuşatmasına bizzat talebeleriyle katılır. Bizans târihçisi Ioannec Kananoc, Emîr Sultan Hazretlerinin kuşatmaya katılışını kaleme alır. Kananoc, Emîr Sultan Hazretlerinin 500 kadar dervişiyle pâdişâhın ordugâhına geldiğini, hücum vakti geldiğinde at üstünde kılıç ve kalkanıyla surlara yaklaşıp, kılıcını çekerek, üç kere salladıktan sonra hücûma geçtiğini ve bu işâret üzerine Türk ordusunun taarruza kalktığını yazar.

Devletin zor zamanlarında etrâfındaki halka birlik ve berâberliğin önemini anlatan, gerek gördüğü vakit pâdişah da olsa hiç çekinmeden îkaz eden Emîr Sultan Hazretlerinin hem Bursa’ya hem de Osmanlı’ya büyük hizmetleri dokunur.

Emîr Sultan Hazretleri'nin ölümü

Gencecik yaşında ilim ve irfan ile hayâta başlayan Emîr Sultan Hazretleri 63 yaşında iken veba hastalığına yakalanır. 1429 senesinde Bursa’da Hakk’a yürür. Tevâfuk odur ki, Emîr Sultan Hazretleri Hakk’a yürüdüğü sırada Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri de Bursa’dadır. Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri, Emîr Sultan Hazretlerinin yıkanmasıyla berâber cenâze namazını da kıldırır.

Halkın, Allah’ın Bursa’ya lütfettiği en değerli hazîne saydığı Emîr Sultan Hazretlerinin cenâzesi tıklım tıklım doludur. Hem saray hânedânı hem de Bursalılar büyük bir huşû ve muhabbetle, gözyaşları içinde son yolculuğuna uğurlar Emîr Sultan Hazretlerini.

Emîr Sultan Hazretleri Bursa'nın dînî ve tasavvufî hayâtına çok önemli katkılarda bulunmuştur. Ömrünü Allah ve Peygamber yolunda hizmetle geçirmiş, Kur’an ve sünnet âdâbını en ince teferruatıyla yaşayarak halka da öğretmiştir. Gönüllere îmânın aşk ile yerleşmesine vesîle olmuş, ilmi, irfânı ve hayâtıyla insanlara örnek olmuştur.

Emîr Sultan Hazretleri'nin türbesi

Emîr Sultan Hazretleri, hem yaşadığı dönemde hem de Hakk’a yürümesinden sonra birçok halk ve tasavvuf şâirlerine tesir etmiştir. Anadolu erenlerinin en büyüklerinden biridir. Türk halkının dînî gelenek, ahlak ve inanışlarının oluşması ve yerleşmesinde büyük payı vardır. Yaşadığı devrin hükümdarları Yıldırım Beyazıt, Sultan Mehmed Çelebi ve II. Murad ona büyük bir hürmet ve saygı duymuş ve onun kıymetli görüşlerinden dâima istifâde etmişlerdir.

Osmanlı pâdişahları, Emîr Sul­tan Hazretlerine o, Hakk’a yürüdükten sonra da hürmet göstermiş, Bursa'ya gel­dikleri vakit türbesini mutlaka ziyâret etmişlerdir.II. Bayezid ile Yavuz Sultan Selim'in Emîr Sultan Hazretlerinin sandukasının örtüsü altına girip uzun süre duâ ettikleri bilin­mektedir.

Kübreviyye tarîkatına mensub ol­an Emîr Sultan Hazretleri kaynaklarda uzun boylu, güzel yüzlü, seyrek sakallı olarak anlatılır. On iki terkü taç üstüne yeşil imâ­me saran, ömrünü derin bir züht ve takvâ içinde ibâdet ve irşadla geçiren Emîr Sultan Hazretlerinin şöhreti Bursa'dan sonra Osmanlı hâkimiyeti altındaki topraklar­da giderek yayılmış ve hakkında birçok menkıbe teşekkül etmiştir.

Emîr Sultan Hazretlerinin Hakk’a yürümesinden sonra ye­rine halîfelerinden Hasan Hoca şeyh ol­muş ve silsilesi dergâhta Halîfe İbrâhim Efendi'ye kadar devam etmiştir. İbrâhim Efendi'den sonra Emîr Sultan Dergâhı'nın şeyhliği Celvetî meşâyihinden Selâmi Ali Efendi'ye intikal etmiş­tir.

Dergâh 1810 senesine kadar Cel­vetî olarak faaliyet göstermiş, bu târih­te Hacı Ahmed Efendi'nin şeyh olmasıy­la Nakşibendî dergâhına dönüşmüştür. Emîr Sultan Hazretlerinin tâkip ettiği irşad usûlü bilinmemektedir. Kaynaklarda dergâhta "Usûl-i Emîr" üzere âyin yapıldığı söylenmekteyse de bu âyinin uygulama tar­zı hakkında bilgi verilmemiştir.

Emîr Sultan Hazretlerinin halîfeleri daha Şeyh’in sağlığında Bursa, Balıkesir, Edremit ve Mihaüç'e, Karaman sınırlarına, Aydın ve Saruhan sancaklarına kadar yayılmışlar­dır. Kendisine mensub şeyh ve dervişler Rumeli yakasına geçip mürşidlerinden öğrendiklerini Gelibolu'dan başlayarak sınır boylarına kadar ulaştırmışlardır.

Emîr Sultan Hazretleri, Os­manlı ordusunun bazı seferlerine bizzat katıldığı gibi müridlerini de gazâya teş­vik etmiştir. Büyük velînin Hakk’a yürüdükten sonra da mânevî olarak asırlarca Osmanlı ordusundan him­metini esirgemediğine inanılmıştır. Zîra Emîr Sultan Hazretleri hak­kında yazılan menâkıbnâmelerin çoğun­da, kendisinin sağlığında gösterdiği kerâmetlerin yanında vefâtından sonra da özellikle dar­da kalmış askerlere himmeti husûsunda geniş bilgiler yer almaktadır. Bü­tün bunlar Emîr Sultan Hazretlerinin Osmanlı halkı ve saray üze­rindeki tesirini göstermesi bakımından son derece mühimdir.

Türk edebiyatında Emîr SultanHazretleri hak­kında yazılmış birçok manzûme bulun­maktadır. Şiirleri Yûnus Emre'nin şiirleriyle karıştırılan Yûnus adlı bir şâirin manzûmeleri Emîr Sultan Hazretleri hak­kındaki menâkıbnâmelerde yer almak­tadır. Emîr Sultan Hazretlerine yazılanların içinde en meşhur olanı Bursalı Ahmed Paşa'nın şu şiiridir:

İntikâl-i Emîr Sultan'a

Oldu târih: İntikâl-i Emîr

Bu şiirin ebcet hesâbıyla Emîr Sultan Hazretlerinin vefat târihini verdiği görülmüştür.

Emîr Sultan Hazretlerinin sağlığında Bursa'dan uzak yerlerde oturan dervişler yılda bir defa kâfile hâlinde yola çıkarak mürşidlerini görüp duâsını almak üzere onu ziyârete gelirler. Bu ziyâretler Emîr Sultan Hazretlerinin Hakk’a yürümesinden sonra bir ge­lenek hâlini alarak asırlarca devam et­miştir. Bursalılar tarafından bir bereket vesîlesi sayılan bu gelenek 20. yüzyılın başların­da terk edilmişse de Ramazan ve Kurban Bayramlarının ikinci günlerinde Eşref-i şeyh ve dervişlerinin Emîr Sultan türbesine yaptıkları ziyâret ve zikirlerle devam etmiştir. Bu gelenek Eşrefiyye usûlüne göre icrâ edilen âyin şeklinde gerçekleştirilmiştir.

Emîr Sultan Hazretleri ile birlikte Anado­lu'ya gelen sufîlerin bir kısmı Bursa'nın çeşitli yerlerinde zâviyeler açmıştır. Bunlardan Seyyid Nasır Bursa Pınarbaşı'nda, Ali Dede İncirli Hamamı civârın­da, Seyyid Usûl Kuruçeşme mahallesin­de, Seyyid Nattâ da Ebû İshak Kâzerunî zâviyesinde hizmet etmiştir.

Emîr Sultan Hazretleri hakkında çeşitli menâkıbnâmeler kaleme alınmıştır. Bunların iki­si, kendisinden sonra dergâhına şeyh olan Hasan Efendi'nin Müzîlü'ş-şükûk'u ile üçüncü şeyh Lüt­fullah Efendi'nin Cenâhu's-sâlikîn ad­lı eserleridir. Kaynak olarak da kabul edilen diğer menâkıbnâmelerin önemlileri ise şunlardır:

İbrâhim bin Zeynüddin, Vesîletü'l-metâlib fî cevahiri'l-menâkıb

Yahyâ bin Bahşî, Menâkıb-ı Cevâhir

Ni'metullah. Menâkib-ı Emîr Sultan

Müdâmî, Dîvân-ı Müdâmî der Vasf-ı Emîr Sultan

Hüsâmeddin, Târih-i Emîr Sultan

Senâî, Menâkıb-ı Emîr Sultan

Buhâra’dan Bursa’ya gönülleri feth eden Emîr Sultan Hazretleri 15. yüzyılın en önemli âlim ve velîlerindendir. Peygamber Efendimiz’in göz nûru ve Anadolu’ya hediyesi kabul edilen Emîr Sultan Hazretleri babasının nasîhatindeki gibi ömrünü hizmet ile geçirmiş, hiçbir şeyi Allah ve Resûlü’nün önüne koymayarak Kur’an ve sünnet rehberliğinde bir hayat sürmüştür.

Emîr Sultan Hazretlerinin Bursa’daki türbesi yedi asırdır dünyânın dört bir yanından ziyâretçi akınına uğramaktadır. Bugün Bursa dendiğinde ismi akıllara ilk gelen Emîr Sultan Hazretlerinin Bursa’nın önemli bir ilim merkezi hâline gelmesinde emeği sonsuzdur. İstanbul’la berâber tüm dünyâya İslam aydınlığının yayıldığı merkezlerden biri olan Bursa, Emîr Sultan Hazretlerinin zamânında ismini zirveye ulaştırmıştır.

Bugün Bursa'da bu hikmet ehli mânâ erinin adını taşıyan bir mahalle ve bir de câmi bulunmaktadır. Türbesi de bu câminin avlusundadır. Emîr Sultan Hazretleri, türbesinde eşi Hundi Fatma Sultan, oğlu Emîr Ali ve iki kızı ile yatmaktadır.

Emîr Sultan Külliyesi bir pâdişah külliyesi olmamakla birlikte “Sultan Külliyesi” olarak anılan önemli bir dînî ziyâretgâhdır. İnsanlar özellikle dînî günlerde akın akın külliyeyi ziyâret eder. Her gün mevlit okutulan Emîr Sultan Câmii ve Türbesi, yabancı turistler tarafından ilgi gördüğü kadar, Bursalılar için de çok büyük önem taşır. Çünkü Bursa’da sünnet olacak çocukların, evlenecek olanların ve bir adağı bulunanların da yolu buradan geçer. Hatta vefat eden insanların bir kısmı da son yolculuğuna Emîr Sultan Hazretlerinin huzûrundan uğurlanır.

Üç Osmanlı sultânı döneminde yaşayan, Sultan Yıldırım’a, Çelebi Mehmed’e ve II. Murad’a kılıç kuşandıran Emîr Sultan Hazretlerinin eşi Hundi Sultan tarafından yaptırılan Emîr Sultan Türbesi, câminin kuzeyinde yer alır. Özgünlüğünü kaybetmiş olmasına rağmen Emîr Sultan Hazretlerinin türbesi Müslüman dünyâsında beşinci makam olarak kabul edilir.

Peygamber soyundan geldiği için “Emîr”, gönülleri fethettiği için “Sultan” unvânını alan Emîr Sultan Hazretlerinin sandukası türbenin ortasında pirinç parmaklıklar arasında yer alır. Türbesinin hemen karşısında, iki minâreli Emîr Sultan Câmii vardır. Bu câmi Bursa câmileri içinde en geniş ve avlusu en güzel olan câmidir.

Câminin doğu kapısı üzerindeki Zümer Sûresi 73. âyette, meleklerin cennete gireceklere söyleyeceği ifâde yazılıdır:

"Selâm üzerinize olsun. Ne hoşsunuz! Ebedî olarak içinde kalmak üzere cennete girin."

Câminin avlusunun ortasında yer alan ve gece-gündüz durmadan akan şadırvan, Emîr Sultan makâmının ilâhî havasına başka bir âhenk katar. Câmi ve türbe, Cumâ günleri târihî günlerini yaşamaktadır. Bu gönül sultânının Bursa'ya kazandırdığı mânevî havadan herkes hissesine düşeni almaya çalışır.

Çok özel bir târihî ve mânevî dokuya sâhip Emîr Sultan Câmii ve Türbesi son olarak Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından onarılmıştır. Doğal ve târihî dokusunu uzun yıllar devam ettirmesi beklenen Emîr Sultan Külliyesi, Bursa’nın târihî yapıları arasındaki yerini ve önemini muhafaza etmektedir.

Gönüller sultânının makâmı, yedi asır önce başlayıp günümüze kadar artarak gelen muhabbetle bugün hâlâ ziyâretçi akınına uğramaktadır. Emîr Sultan Hazretlerine duyulan saygının bir göstergesi olarak, günümüzde Ramazan geleneklerinden olan sahur davulu Bursa’da Emîr Sultan mahallesinde çalınmayıp, halk "pilâva, pilâva" seslenişi ile sahura kaldırılmaktadır.

Emîr Sultan Hazretleri, Osmanlı pâdişâhının dâmâdı olması, halk tarafından büyük teveccüh görmesi ve diyarlara yayılan şöhretine rağmen dünyâya bir nebze olsun meyl etmemiştir.

Cömertliği ve merhametiyle nam salmış olan Emîr Sultan Hazretleri nerede darda kalan bir kimse var ise hemen onun imdâdına yetişmiştir. Açları doyurmuş, kimsesiz ve yolda kalanları sâhiplenmiş, hidâyet ve aşk dilenenlere de kandil olmuştur. Onun aşk kandili ebediyen sönmemek üzere yanmıştır.

Emîr Sultan Hazretlerinin maalesef günümüze ulaşmış pek az şiiri vardır. Âşıkların dilinden düşmeyen şu mısraları ilâhî aşka ulaşmanın sırrını ve aşk makâmında olanların neş’esini ne güzel anlatır bizlere:

Gerçi âşıklara salâ denildi,

Derdi olan gelsin dermânı buldum.

Âh ile vâh ile cevlân ederken,

Cânımın içinde cânânı buldum.

Akar gözlerimden yaş yerine kan,

Zerrece görünmez gözüme cihân.

Deryâlar nûş edip, kandırmaz iken,

Âşıklar kandıran ummânı buldum.

Âşıklar meydana doğru varırlar,

Erenler cem olmuş, verir alırlar.

Cümle velîler, dîvân dururlar,

Hakk'a mahbûb olan sultânı buldum.

Açılmış dükkânlar kurulmuş pazar,

Canlar mezâd olmuş dellâl de gezer.

Oturmuş ümmetin berâtın yazar,

Cevâhir bahş olan dükkânı buldum.

Emîr Sultan ne hoş pazar imiş,

Âşıklar meydan edip gezer imiş.

Cümlenin maksûdu ol dîdâr imiş,

Hakk'a karşı duran dîvânı buldum.

Emîr Sultan Hazretlerinin 63 yıllık hayâtı bize O’nun, baba nasîhatinden bir adım bile çıkmadan yalansız, riyâsız bir ömür sürdüğünü açıkça göstermektedir. “Kerâmetler Sultânı” olarak da anılan Emîr Sultan Hazretleri ardından yazılan menâkıbnâmelerle hâlâ dilden dile, sohbetten sohbete anılmakta, gönüllere ilham ve feyz olmaktadır.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) mânevî işâretleri netîcesinde ilmi ve nûruyla Anadolu’yu aydınlatan Emîr Sultan Hazretleri bugün hâlâ sevenleri tarafından muhabbet ve aşkla yâd edilmektedir. O’nun Buhâra’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlara uzanan yaşayışı, düşünceleri, İslâm ve tasavvuf târihimizde bıraktığı derin izler hâlâ günümüze ışık tutmaktadır. Allah ve Resûlü’nün aşkı ve sevgisiyle yedi asırdır Bursa’daki makâmında kandili yanmaya devam eden bir gönül sultânıdır Emîr Sultan Hazretleri (k.s)…

Yazan: Nevin Şahin

https://www.ankaramasasi.com/haber/713041/anadolunun-manevi-mimarlari-emr-sultan-hazretleri
İlginizi Çekebilir

Yorumlar (0)

Yorumunuz İletilmiştir.